Vatandaşın Gündemi Değişmedi: Geçim Derdi

Sabahın erken saatlerinde çalan alarmın sesiyle başlayan gün, artık yalnızca yeni bir güne uyanmak anlamına gelmiyor. O alarm, aynı zamanda “bugün de nasıl geçineceğiz?” sorusunun habercisi oluyor. Çünkü bu ülkede vatandaşın ortak derdi, ortak kaygısı, ortak gündemi çok net: geçim derdi.

Sokakta kime mikrofon uzatsanız, kahvede kiminle iki kelam etseniz, pazarda kiminle göz göze gelseniz duyacağınız cümle değişmiyor. Kimisi sessizce söylüyor, kimisi yüksek sesle haykırıyor ama sonuç aynı yere çıkıyor: “Geçinemiyoruz.” Bu cümle artık bir şikâyet değil, bir tespit; bir serzeniş değil, bir gerçeklik.

Bugün vatandaş için ekonomi rakamlardan ibaret değil. Büyüme oranları, istatistik tabloları, grafikler halkın sofrasına yansımadığı sürece hiçbir anlam ifade etmiyor. Çünkü insanın derdi teorik değil, pratiktir. Mutfakta tencere kaynıyor mu, marketten eli dolu mu çıkabiliyor, ay sonunda kira ve faturalar ödendikten sonra cebinde bir şey kalıyor mu… İşte asıl ekonomi budur.

Emeklinin maaşı ayın ortasına varmadan tükeniyor. Asgari ücretli, daha maaşı almadan hangi borcu önce kapatacağını hesaplıyor. Esnaf siftah yapmadan kepenk kapatıyor. Gençler iş bulsa bile kazandığı parayla hayata tutunamıyor. Üniversite mezunu bir genç, ailesine yük olmamak için hayallerinden vazgeçip geçici işlerde çalışıyor. Bütün bu tablo bize şunu söylüyor: Geçim derdi artık bireysel değil, toplumsal bir sorun hâline gelmiştir.

Pazara çıkan vatandaş filesini dolduramıyor. Eskiden kilo ile alınan ürünler artık gramla soruluyor. “Yarım kilo yeter”, “İki tane ver abi”, “On liralık koy” cümleleri pazarın yeni dili oldu. Çocuklar meyveyi seçerek yiyor, aileler alışveriş listesini değil, bütçeyi esas alıyor. Bu manzara, sadece ekonomik değil; aynı zamanda psikolojik bir yıkımı da beraberinde getiriyor.

Geçim sıkıntısı insanın umutlarını törpülüyor. Yarınlara dair beklentileri azaltıyor. İnsan, geçinemediği bir ülkede plan yapamıyor. Evlenmeyi erteliyor, çocuk sahibi olmaktan vazgeçiyor, hayallerini askıya alıyor. Gelecek, belirsiz bir sisin içinde kayboluyor. İşte asıl tehlike de burada başlıyor. Çünkü umudunu kaybeden toplum, sessizleşir; sessizleşen toplum ise derin yaralar alır.

Vatandaş artık büyük laflar duymak istemiyor. Kavgadan, polemikten, gündelik tartışmalardan yorulmuş durumda. Beklentisi çok basit ve çok insani: Alın terinin karşılığını almak, emeğinin değerini görmek, ay sonunu korkmadan beklemek. Ne lüks peşinde, ne israfın hayalinde. Sadece insanca yaşamak istiyor.

Bugün ülkenin dört bir yanında aynı cümle yankılanıyor: “Geçinemiyoruz.” Bu cümleyi duymak yetmez, anlamak gerekir. Anlamak da yetmez, çözüm üretmek gerekir. Çünkü geçim derdi sadece bugünün meselesi değil; yarının da kaderini belirleyen en önemli başlıktır.

Vatandaş sabırlıdır, dayanıklıdır ama unutulmamalıdır ki sabır da bir yere kadardır. İnsanın yükü ağırlaştıkça omuzları çöker. Ve o yükün adı bugün herkes için aynıdır: Geçim derdi.