Vicdanın İmzası

Hayatta bazı anlar vardır; susarsın.
Çünkü anlatmak yorucudur.
Çünkü savunmak küçültür.
Çünkü haklı olmak bir bazen insanın içine agır gelir.
Ve tam o noktada bir cümle düşer zihnine:
‘’sana yapılan sana değil, yapanın kaderine yazıldı.’’
Ne büyük bir özgürlük aslında bu.
Çünkü biz çoğu zaman başımıza geleni kişisel algılarız.
Bizi kıran bir sözü, bize yapılan haksızlığı, arkamızdan konuşulanları…
‘’Ben ne yaptım?’’ diye sorgularız. Oysa bazen mesele biz değilizdir.
Mesele, karşımızdakinin karakteridir.
Bir insanın yaptığı kötülük, onun kalbinin imzasıdır.
Bir insanın haksızlığı, onun kader defterine düşer.
Sen sadece o anın içinden geçersin. Ama o, o davranışın sonuçlarıyla yaşamaya devam eder.
Karma dediğimiz şey, evrenin sessiz muhasebesidir.
Hiç bağırmaz,
Hiç tehdit etmez, ama unutmaz.
İnsan bazen ‘’keşke o da benim hissettiğimi hissetse’’ der. Oysa çoğu zaman hissetmesine bile gerek kalmaz. Hayat, herkesin önüne kendi aynasını koyar.
Çünkü hayat adildir; sadece aceleci değildir.
Bugün sana yapılan bir haksızlık, yarın bir başkasının kapısında ders olur.
Bugün sana söylenen ağır bir söz, yarın söyleyenin kalbinde yankı olur.
Sen ise şunu seçebilirsin: Kalbini kirletmemeyi.
Çünkü başkasının karakter zaafını, kendi ruhuna yük yapmak zorunda değildin.
Bırak bazı defterler senin değil, onların üzerinde kapansın.
Bırak bazı hesapları sen değil, zaman görsün.
Bırak bazı cümlelerin altını hayat çizsin.
Senin sabrın senin kaderindir.
Ama onların yaptıkları…
Onların yazgısıdır.
Belki de en büyük güç budur: intikam almamak değil, kirlenmemek.
Çünkü yapılan sana değil…
Yapanın kaderine yazıldı.