Sevgili Okurseverler,
Yaşam amacımızı gerçekleştirirken elimizdeki en önemli araçların başında mesleğimiz geliyor. Zira mesleğimiz, birçok kişiye ulaşıp onlara fayda sağlayabilmemiz için bize altın bir fırsat sunuyor. Neden toplumsal faydadan bahsediyoruz? Çünkü yaşam amacımıza ulaşmanın yegane yolu topluma fayda sağlamaktan geçiyor. Yani yaşamın faydalı tarafında kalmaktan.
Yaşamın faydalı tarafında kalabilmek için meslek araçlardan sadece biri, ancak önemli bir parçası. Mesleğimizi, değerlerimize göre ve kuvvetli olduğumuz alanlar yönünde seçersek, iş yaşamımız boyunca huzura gidecek yolda büyük bir adım atmış oluruz.
Hepimiz işe aşağıdaki üç anlamdan birini yüklüyoruz:
1. Para: Para kazandığınız sürece yapacağımız, ancak para kazanmayınca bir dakika bile durmayacağımız meslek. Bu kategoride işten aldığımız keyif yok denecek kadar az. Dolayısıyla performansın da en düşük seviyede olduğu kategori burası.
2. Kariyer: İşi yaparken çeşitli pozisyonlara yükselip çeşitli ünvanlar alabileceğiniz iş. Burada bir süre parası az olsa da ileride kariyer olanakları olmasından dolayı devam ediyoruz. Burada performans, para için yapılan işe göre daha iyi.
3. Aşk: Para vermeseler de yapacağımız iş. Burada göstereceğimiz performansın tüm beklentilerin kat be kat üzerinde olma ihtimali kuvvetle muhtemel.
Diyeceğim o ki, meslek yaşamında para, aşk ile yapılan işi takip ediyor. İçinde aşk olmadan yapılan işin para getirmesi mümkün görünmüyor.
Alfred Adler’in ayak izlerini takipmederek hszırladığım Yaşamın Anlam ve Amacı yazı dizimizdeki yazılarımdan birinde, her birimizin yaşamdaki 3 ödevi yerine getirmek üzere dünyaya geldiğinden bahsetmiştim. Bu görevler;
1. Yaşamda yapacak bir iş-güç bulmak
2. İş-güç sorununu çözerken bunu içinde yaşadığımız toplumla iyi ilişkiler kurarak yapmak; yani topluma fayda sağlamak
3. Karşı cinsle ilişkileri düzenlemek ve insan varlığını sürdürmek
Bu üç yaşamsal ödev birbirine ayrılmaz bağlarla bağlıdır.
İş ve meslek özelinde konuşmaya devam edersek; bir insanın mesleki yatkınlığı, yaşamının ilk 5 yılındaki tercihlerinden ve eğilimlerinden kendini belli eder. Ebeveynlerin, özellikle annelerin bu ilk formasyon yıllarında çocuklarını yakinen takip edip onların değer verdikleri ve kuvvetli oldukları alanları belirlemeleri, çocuğun doğru mesleğe yönlendirilmesinde kritik önem taşır.
Çocuğun meslek seçiminde atılacak bir sonraki adımı okullar üstlenir. Okulda teknik olarak öğretilen konuların önemi tartışma götürmez. Ancak buna gelmeden evvel, okulların temel görevi, çocuğun değerleri ve kuvvetli yönleri doğrultusunda mesleki yönlendirme yapmak ve böylelikle çocuğu topluma en üst düzeyde katkıyı sağlayacak şekilde donatmaktır.
On iki ya da on dört yaşındaki bir çocuğun ileride hangi meslekte çalışmak istediğini sağlıklı bir şekilde bilmesi gerekir. Bunu bilmeyen çocuk, ya öz güven konusunda sorun yaşıyordur ya da toplumsal iş birliği konusunda gönülsüzdür ve kendisini topluma katkı sağlarken tahayyül edememektedir. Her iki durumda da yapılması gereken çocukla yakından ilgilenmek, değerlerini ve kuvvetli alanlarını keşfetmek ve toplumla gönüllü olarak ilişki kurabilmesinin yollarını bulmasını sağlamaktır.
Dahi kişilerde dikkat çeken şey ise onların çok küçük yaştan başlayarak ilerideki mesleklerine hazırlanmalarıdır. Ancak bütün insanlığın esenliğine katkıda bulunabilen kişileri dahi olarak nitelendiriyoruz. Bütün sanatlar bu kişilerin eseridir. Burada Adler’in altını çizdiği bir konu var. O da okullardaki öğrencilerin zeka seviyelerine göre ayrılması. Adler bu ayrımı doğru bulmuyor. Zira zeka ve deha seviyesi ne olursa olsun her birey bu dünyaya içinde bulunduğu topluma fayda sağlamak üzere geldi. İnsanlar yaşamda nasıl bir arada, iş birliği içinde yaşamak durumundalarsa okullarda da durumun aynı şekilde, ayrım gözetmeksizin yapılması gerektiğinden bahsediyor.
Günümüzde İstanbul’daki bazı okullarda üstün zekalı diye adlandırılan öğrenciler için ayrı sınıflar açıldığını görüyorum. Bizim çocukların gittiği ilk okulda küçük oğluma böyle bir teşhis (!) koydular ve üstün zekalı olan öğrencilerin olduğu sınıfa almak istediler. Eşim ve ben, bu kadar küçük yaştaki bir çocukta böylesine bir üst kimliğin oluşturulmasını doğru bulmadık. Ve o okuldan ayrılıp, karma eğitim yapan ve çocukları ayrıştırmayan başka bir okula geçtik. Geçtiğimiz yeni okulun akademik başarısı bir önceki okulunkine göre kat be kat daha fazla.
Yazımızı toparlarken, biraz da paranın meslek yaşamındaki konumundan bahsedelim. Adler’e göre aile içinde paranın değeri fazlaca öne çıkartılırsa çocuklar iş güç sorunsalına yalnızca kazanacakları para açısından bakma eğilimi gösterirler. Bu da, yukarıda bahsettiğimiz gibi, ileride çocuğun meslek yaşamında mutsuz olma ihtimalini son derece arttırır. Bu büyük bir hatadır. İşe sadece para kazanma aracı olarak bakan çocukların ileride insanlığın esenliğine katkıda bulunmalarını sağlayacak hiçbir davanın peşinde koşmayacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Dolayısıyla çocukların erken yaşta değerlerinin ve kuvvetli yönlerinin tespit edilmesi ve bu yönlerini besleyecek meslek alanlarına yönlendirilmeleri, ileride aşk ile yapabilecekleri mesleklere sahip olmalarını sağlayacaktır. Bu aşk, ihtiyaçları olan maddi olanakların hepsini ziyadesiylemgetirecektir.
Mutlu yetişkinler, yaşamlarının ilk yıllarından itibaren değerlerini onore ederek büyümüş çocuklardır.
“Kalbinizi işinizin ve işinizi de kalbinizin içine yerleştirmelisiniz.” Thomas J. Watson
Sağlıcakla,