YAZIK ETMİŞİM

Niye mi yazık etmişim?

Yıllardan beri elime almadığım, duvarda kendi haline terk edilmiş aslı duran sazımı (bağlamamı) aldım.

Kılıfı bayağı tozlanmıştı. İtinayla sildim. Fermuarını açtım. Kılıfın içinde öyle mahzun yatıyordu sanki. O an aşağıda anlatacağım durumu pek fark etmedim. Kılıftan çıkarttım.

Tezeneyi vurdum tellere... Tellerden bir anda anlamadığım acı feryatlar yükseldi! İnliyordu teller…

Küsmüştü teller, tezenem, bağlamam bana…

Tezenem tellerle beklediğim bağı bir türlü kuramıyordu, kurmuyordu…

Belki bir bağlama virtüöz değildim! Olmamda mümkün değildi.

Neden mi?

Yetiştiğim muhit olsun, aldığım aile kültürü olsun böyle bir talebe sıcak bakmaz en yumuşak yaklaşımla:”Kızım-oğlum ki; kızlar için böyle şey kesinlikle mümkün değildi. Bu ne demek oluyor, davulcumu olacaksın, çalgıcı mı olacaksın, sazcımı olacaksın?” denir olay noktalanırdı.

Oysa talep masum bir, mesela; “ mandolin çalmayı öğrenmek, çalmaktı!”

Ve olayın yeniden gündeme gelmesinin bütün kapıları da böylece kapatılmış olurdu.

Zaman değişti. Ben kendi elimle aldım çocuklarıma istedikleri enstrümanları, çünkü ben bu konuda çok yoğrulmuş, zorluk çekmiştim.

Şimdi hatırlıyorum, -  Allah rahmet eylesin  - Gaziantep Lisesinin tek müzik hocası Ferit Günol Beyefendinin(KEL FERİT) oluşturduğu “Gaziantep Lisesi Bağlama Ekibi” inde bile çalmıştım. O kadroda çalabilecek hale salt kendi çabamla gelmiştim.

Hasan Beydili, rahmetlik oldu. Mustafa Çınkılıç diye bir arkadaşımız vardı, öldü mü yaşıyor mu bilmiyorum. Mustafa Görgülü namı diğer Gıro Mustafa, darbukacımızdı. Daha niceleri. Hayatta olanlara selam olsun.  Göçüp gitmiş olanlara da Allah rahmet eylesin.

Elime geçen paralarla bir mandolin alacak parayı biriktirmiş, gizlice bir mandolin almış; anamdan bile korka korka eve getirmiştim. Tabii ilk tepkiyi de beklediğim yine anam rahmetlikten almıştım.

“Oğlu bu ne? Baban,  bunu görürse bizi öldürür! Kimden aldıysan hemen geri ver şunu, başımıza iş açma.” Olmuştu.

Daha sonra birde – yanlış hatırlamıyorsam – mandolinin tutuluş şeklini, penanın tutuluşunu, kullanılışını falan öğreten,  nota yerlerini gösteren “Mandolin Öğrenme Metodu” isimli bir de yardımcı kitap alarak kendi kendime mandolin çalmayı öğrenmiştim.

Bir süre sonrada elime geçen bir saza (bağlama) tazene vurmaya başladım.

Tabii bunların hepsi babamdan gizli gelişti.

Ve babam rahmetliğin bilmesine rağmen bir gün elime bağlamamı alıp “bak baba, nasıl iyi çalabiliyor muyum?” diyemedim, çalmadım.

Hey gidi günler hey…

Nereden nereye gelmişiz…

Merakım, bana küsmeden önce içimi döktüğüm, beni sabırla dinleyen bağlamam yeniden bana dönecek mi?

Ve dünde olduğu gibi yine sabırla beni dinleyecek, benimle hemdert olacak mı?

Bilemiyorum?...