YOLDAN ÇIKMAK

 

YOLDAN ÇIKMAK

Günümüzde neyin ucundan tutsak bir parçası elimizde kalır oldu!

Ama neyin ucundan tutarsak tutalım bu böyle.

Bu ister siyaset olsun, ister ticaret olsun, ister kültürel olsun, ister hiçbir şey olsun…

İşe yaradığı; emirleri, talimatları, dilekleri, talepleri başla göz üstüne diyerek harfiyen yerine getirdiği sürece…

Yeri, makamı kaimdir!

Ve böyle olduğun müddetçe baş tacıdır…

Kimi nedenlerden dolayı yollar ayrılırsa… Dünün o mükemmel yol arkadaşı en hafif kelamla “vefasızın birisi, adın anmaya bile değmez!”

Denir ve bozuk para gibi harcanır. Dünün ne hukuku, ne arkadaşlığı kalmaz…

Bir siyasetçi…

Yıllarca kader birliği yaptığı:

Yoldaşım, sırdaşım dediği; karda kışta, yazın kavurucu sıcağında gece gündüz demeden birlikte yürüdüğü…

Müptelası olduğu, sevdalısı olduğu; hislerine tercüman olan siyasi fraksiyonun dimdik ayakta kalması, varlığını sürdürmesi için her şeyin mubah olduğu içselliğiyle çalıştıkları birliktelikleri bir şekilde biterse?...

Ve kader birliği yaptığı yoldaşı ile yolları bir şekilde ayrılırsa?

Ve bu yoldaşı yolunu değiştirip, başka bir yola girerse?

Normal koşullarda o yoldaş için ne denir?

“İşi gücü rast gelsin. İyi bir arkadaşımızdı, yoldaşımızdı. Birlikteliğimiz buraya kadarmış, yapacak bir şey yok. Yeni yolunda başarılar…”

Denir!

Ancak…

“Biz yoldan çıkmadık. Bazıları menfaatlerinin bittiği durakta indiler(?)”

Yoldan çıkmak-Yoldan çıkmamak! Bütün mesele bu olsa gerek.

“Menfaatlerin bittiği durak.”

İlginç bir cümle.

Menfaat demek; artılar, çıkarlar beklenen-beklenmeye gelirler demektir…

Bir siyasetçinin yarı yolda durup dururken “hop… hop… dururun, ben burada iniyorum” demesi…

O siyasetçinin bulunduğu konumdaki menfaatlerinin bittiği anlamına mı geliyor?

Bilemedim!