Dünkü Büyükşehir Belediye Meclisi’nde alışık olduğumuz bir tablo yoktu.
En azından bir kişi için.
Fatma Şahin’i daha önce izleyenler bilir;
sıcaktır, kapsayıcıdır, karşısındakine temas eden bir dili vardır.
İyi-kötü fark etmeksizin insanın duygusuna aynı yerden yaklaşır.
Ama bu kez öyle değildi.
Sanki konuşmaya takati kalmamış gibiydi.
Başlıkları açtı, sözü ilgili isimlere bıraktı.
Eksik kalan yerleri toparladı, süreci hızlandırdı…
Ama o eski enerjiden, o “herkesi içine alan” halden eser yoktu.
İnsan ister istemez şunu düşünüyor:
Halkı gördüğünde toparlanan bir isim, meclise nasıl bir ruh haliyle çıkar da bu kadar geri çekilir?
Bu soru önemli.
Ama tek mesele bu da değil.
Mecliste konuşanların azlığı,
gündem maddelerine dair merakın düşüklüğü…
Bir tarafta telefonla meşgul olanlar,
yanındakine dönüp gündem dışı konuşanlar…
Akıp giden konuşmaları gerçekten dinlemeyenler…
Diğer tarafta ise farklı bir sahne:
Fatma Şahin’in yanında
duruşunu ona göre ayarlayan,
anlık olarak “orada iyi görünme” çabası taşıyan bir grup.
Evet, işine hakim olanlar da var.
Ama o hakimiyetin yönü dikkat çekici:
Anlatılanlar halka mı, yoksa bir üst bakışa mı?
Belki yapılan iş halkın faydasına.
Ama o işin nasıl bir zihinle yapıldığı, uzun vadede daha belirleyicidir.
Diğer belediye başkanlarının sert, mesafeli tavırları düşünüldüğünde
Fatma Şahin’in vatandaşla kurduğu samimiyet hâlâ güçlü bir taraf.
Bunu iyi yaptığı da açık.
Ama dünkü tablo şunu gösterdi:
Yük bazen insanın sesinden önce enerjisini alır.
Neydi bu yorgunluk?
Öncesinde yapılan bir toplantı mı,
yoksa gündemdeki projelerin ağırlığı mı?
Bahçelievler projesine dair sorularda
netliğin zaman zaman kaybolması,iskan–mesken gibi başlıklarda belirsizliğin kalması
bu hissi daha da artırdı.
Bir başka dikkat çeken nokta ise şuydu:
İktidar tarafında genel bir sessizlik hâkimdi.
Osman Toprak dışında belirgin bir söz alma hali yoktu.
Diğerleri daha çok “orada bulunma” düzeyindeydi.
Buna karşılık Hasan Şencan’ın tavrı farklıydı.
Sakin, net ve anlaşılır bir dille konuştu.
Sorularını sordu, cevabını bekledi.
Bu önemli.
Çünkü meclis, sadece bulunulan değil,
soru sorulan bir yerdir.
Dünkü tabloya bakınca insanın aklında şu kalıyor:
Orada gerçekten yükü taşıyanlar mı çoğunlukta…
yoksa sadece o yükün yanında duranlar mı?