Zaaflarını Sakladıkça Yorulursun

İnsan en çok kendinden kaçıyor. Kızdığı insanlardan değil, kırıldığı olaylardan değil… kendi zaaflarından kaçıyor. Çünkü insanın aynaya bakıp ‘’evet, benim de eksiklerim var’’ demesi kolay değil.
Kimisi sevgisizliğe dayanamaz.
Kimisi yalnızlığa.
Kimisi ilgi görünce yumuşar, kimisi terk edilme korkusundan yanlış insanlara bile tutunur.
Bazıları öfkesine yenilir, bazıları suskunluğuna.
Ama asıl mesele zaafın olması değil; onu inkâr etmektir. Çünkü insan kabul etmediği her şeyin esiri olur.
Mesela sürekli güçlü görünmeye çalışan insanlar vardır. Kimseye ihtiyacı yokmuş gibi davranırlar. Oysa en küçük ilgide içleri çocuk gibi yumuşar. Bunu kabul etmedikleri için hayatları boyunca ‘’rol’’ yaparlar. Yorulurlar. Bazıları da ‘’ben kıskanç değilim’’ der ama içten içe herkesi kontrol etmeye çalışır. Çünkü zaafını kabul etmek yerine onu karakter sanır.
Oysa insan kendi karanlığını tanıdığında hafifler.
‘’Kırılıyorum.’’ diyebilmek…
‘’Sevilmek istiyorum.’’ diyebilmek…
‘’Bazen güçsüz hissediyorum.’’ diyebilmek… büyük bir cesarettir.
Çünkü bastırılan zaaf büyür. Kabul edilen zaaf ise yönetilmeyi öğrenir.
Hayat da tam burada kolaylaşır zaten.
Kendini kandırmayı bıraktığında…
Sırf yalnız kalmamak için yanlış insanlara tutunmazsın.
Seni tüketen alışkanlıkların nedenini anlarsın.
Ne zaman kaçtığını, ne zaman sığındığını fark edersin.
İnsan kendine dürüst olmaya başladığında, başkalarının oyunları da eskisi kadar etkili olmaz. Çünkü seni en çok neyin yaraladığını bilirsen, kimsenin eline o kadar kolay koz vermezsin.
Herkesin bir zaafı vardır.
Mesele onu saklamak değil, onun seni yönetmesine izin vermemektir.
Belki de olgunluk dediğimiz şey; kusursuz olmak değil, kendini bütün gerçekliğinle tanıyabilmektir.
Ve insan, kendine karşı dürüst olmaya başladığında… Hayat bir anda kolaylaşmaz belki ama ağır gelmemeye başlar.