Zam da zam… zam da zam…

Bir ülke düşünün… Sabah uyanır uyanmaz ilk refleksi kahve yapmak değil, fiyatlara bakmak olan bir ülke.

Günaydın demeden önce “Bugün neye zam gelmiş?” diye sorulan bir sabahın içindeyiz.
Eskiden zam bir haberdi. Şimdi hayatın kendisi.
Pazara giden emekli, elindeki listeyi değil, bütçesini siliyor önce.
Asgari ücretli, ayın ortasını görmek için matematik değil mucize yapıyor.
Bir zamanlar maaş ayı çıkarırdı; şimdi ay, maaşı çıkaramıyor.
Kira…
Bir ev artık barınma değil, bir lüks kalemine dönüştü.
İnsanlar ev aramıyor; sığınacak bir boşluk arıyor.
Aynı şehirde yaşayıp aynı hayata bakamayan insanların sayısı her geçen gün artıyor.
Benzin… motorin…
Depoyu doldurmak artık bir ihtiyaç değil, psikolojik bir eşik.
Pompanın başında duran herkesin yüzünde aynı ifade:
“Bu son olsun…”
Ama hiçbir zaman son olmuyor.
Ve bütün bunların ortasında bir şey daha oluyor:
Alışıyoruz.
Evet, en tehlikelisi bu.
İnsan her şeye alışıyor.
Fiyatlara, geçim sıkıntısına, eksilen sofralara…
Ama kimse şunu fark etmiyor:
Bu alışma hali, sessizlik değil.
Bu, birikmek.
İçten içe büyüyen bir gerilim var.
Sokakta bağırmayan, ama evde susmayan bir öfke.
Markette ses çıkarmayan, ama geceleri uyuyamayan bir kalabalık.
İnsanlar susuyor gibi görünüyor…
Ama aslında herkes kendi içinde konuşuyor.
Ve o iç ses her geçen gün daha yüksek:
“Bu böyle gitmez.”
Bir noktadan sonra mesele ekonomi olmaktan çıkıyor.
Mesele, insanın kendini değersiz hissetmesi oluyor.
Çalıştıkça yetmeyen, yaşadıkça eksilen bir hayatın içinde sıkışıp kalmak…
İşte tam burada, yıllar önce Kemal Sunal filmlerinde hissettiğimiz o tanıdık isyan yükseliyor içimizde.
Gülerek izlediğimiz o sahnelerdeki gibi…
Bir zam daha…
Bir zam daha…
Bir zam daha…
Ve insan artık içinden değil, açık açık söylüyor:
“Zam da zam… zam da zam…
Zam da zam… zam da zam…
Aklımızı oynatmaya az kaldı!”
Gülüyorduk bir zamanlar bu cümlelere.
Şimdi kimsenin gülecek hâli yok.
Çünkü bu kez mesele bir film sahnesi değil.
Bu kez mesele, geçim derdiyle sınanan bir toplumun sabrı.
Ve o sessizlik…
Sanıldığı gibi kabulleniş değil.
Yaklaşan bir kırılmanın habercisi.