Zam Var, Refah Yok

Asgari ücret ve en düşük emekli maaşı artırılıyor. Kâğıt üzerinde rakamlar büyüyor, yetkililer “vatandaşı enflasyona ezdirmiyoruz” diyor. Ancak gerçek hayat bu söylemi doğrulamıyor. Çünkü daha zamlı maaşlar hesaplara yatmadan, iğneden ipliğe her şeye zam geliyor.

Market rafları yine ilk adres. Ardından kira, ulaşım, elektrik, su… Maaş artışı henüz alınmadan eriyor. Böyle olunca yapılan zammın da vatandaşa bir faydası olmuyor. Artan sadece maaş değil; hayatın kendisi daha pahalı hâle geliyor.

Bu tablo artık geçici bir dalgalanma değil, kronik bir sorun. Ücret artışları, fiyat artışlarının gerisinde kalıyor. Asgari ücretli de emekli de aynı noktada buluşuyor: Ayın ortasını getirme kaygısı. Zam, refah üretmiyor; sadece kaybı geciktiriyor.

Sorun, maaşların artırılması değil. Asıl sorun, bu artışların neden piyasada sınırsız zam için bir işaret fişeği hâline geldiğinin sorgulanmaması. Denetimsizlik, fırsatçılık ve plansızlık birleşince, zamlar vatandaşa değil, fiyatlara yarıyor.

Eğer gerçekten çözüm isteniyorsa, ücret artışları kadar fiyat politikaları da konuşulmalı. Temel gıda, kira ve enerji kalemleri kontrol altına alınmadan yapılan her zam, sadece rakamları değiştirir; hayatı değil.

Vatandaş artık şunu çok net görüyor: Maaşlar artıyor ama geçim zorlaşıyor. Bu çelişki çözülmeden atılan her adım, “zam var, refah yok” gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.