Zıttıyla Sınanan İnsan

Hayat kimseye dümdüz bir yol çizmez. Her adımda bir ayna tutar, aynanın arkasında ise seni tam zıttınla sınayan bir gölge bekler. Cesaretini öper gibi yaklaşan ama korkaklığıyla seni geren insanlar… Merhametini sınayan zalimler… Sadakatine ihanetle cevap verenler… Fedakârlığını cebindeki son lokmayı bile almaya yeltenen nankörler… Ve elbette en çok da iyi niyetinin üzerine basıp geçenler.

Çünkü insan, sahip olduğunu sandığı değerleri ancak zıttıyla yüzleştiğinde fark eder. Cesur olduğunu sanırsın; bir bakmışsın, karşında sorumluluk almaktan kaçan, riskten ürken biri duruyor. Sabrını test eden korkaklığın içine düştüğünde anlıyorsun cesaretin kıymetini.
Merhametini şefkatli bir örtü gibi sanırsın, bir gün gelir zalimlik üşütür insanın içini. O zaman anlarsın merhametin aslında bir güç olduğunu. Sadakat doğuştan gelir sanırsın; karşına vefasızlık çıkınca görürsün, sadık kalmak yürek isteyen iştir. Ve fedakârlık… İnsan en çok bunu zıttıyla öğrenir. Çünkü fedakârlık yaptığın insanın gözünde unutulmaya en yakın meziyettir. Nankörlük ise unutmayı meslek edinmişlerin en kolay silahı.
Hayat bir bakıma ‘’ne olmadığını’’ göstererek ‘’kim olduğunu’’ öğretir insana.
İyi niyetini suiistimal edenlerle sınandığında anlarsın: iyi olmak aptallık değildir; ama herkesin eline verilecek kadar ucuz da olmamalıdır.
Belki de bu yüzden, karşımıza çıkan her zıtlık bir ceza değil; bir fark ediş, bir uyanış, bir arınmadır. Sınandığın insanlar aslında seni yıpratmak için değil, hangi değeri daha sıkı tutman gerektiğini göstermek için vardır.
Sen iyi oldukça kötüler eksilmeyecek, ama senin gücün artacak.
Sen sadık kaldıkça vefasızlar azamasa da, sen kimin yanında durduğunu daha iyi bileceksin.
Sen merhamet ettikçe zalimler azalmayacak, ama sen kendine ihanet etmeyeceksin.
Çünkü hayat, zıttıyla sınadığı her değeri daha da güçlendirmek için yollar açar. Geriye sadece şunu anlamak kalır: İmtihanların karşındaki insanla değil, kendi özünle.