Gaziantep Haber

Zuhal Tuna: “Bir kadının sessizliği, bir neslin kaderine dönüşebilir”

“Sessiz Çığlıklar” ile toplumsal yaralara ışık tutan Zuhal Tuna, “Bir kadının sessizliği bir neslin kaderine dönüşebilir” diyerek eğitim, aile ve kadın sorunlarına dikkat çekti.

Gaziantepli yazar ve gazeteci Zuhal Tuna, toplumun görünmeyen yaralarına da ışık tutuyor. Ekspres Gazetesi’nde gazetecilik çalışmalarını sürdüren Tuna, gerçek yaşam hikâyelerinden ve kendi gözlemlerinden yola çıkarak kaleme aldığı “Sessiz Çığlıklar” kitabında çocuk yaşta evliliklerden kadınların eğitim ve ekonomik özgürlüğüne, mutsuz evliliklerden kuşaktan kuşağa aktarılan travmalara kadar birçok toplumsal sorunu ele alıyor.

Kitabıyla Altın Kalem Ödülü’ne layık görülen Tuna, kadınların yaşadığı sorunların yalnızca bireysel olmadığını vurgulayarak, “Bir nesli yetiştiren, topluma şekil veren kadındır. Kadının yaşadığı hiçbir sorun yalnızca kendisine ait değildir; yaşananlar aileye, çocuklara ve dolayısıyla topluma yansır” dedi.

Yazar ve gazeteci Zuhal Tuna’nın kaleme aldığı “Sessiz Çığlıklar”, kadınların yaşadığı bireysel sorunların toplumsal sonuçlarını sorgulayan bir çalışma olarak öne çıkıyor. Çocuk yaşta evlilikler, eğitimden uzak bırakılan kadınlar, ekonomik bağımsızlık, aile içindeki sessizlik, mutsuz evlilikler ve kuşaktan kuşağa aktarılan travmalar kitabın temel başlıkları arasında yer alıyor.

Kendi yaşamından ve gerçek kadın hikâyelerinden yola çıkan Tuna, kitapta yalnızca kadınların yaşadığı acıları anlatmadığını, bu acıların aileye ve topluma nasıl yayıldığını göstermeyi amaçladığını belirtiyor. Eserde yer alan birçok karakterin çocuk yaşta evlendirilmesi ise çocukluk döneminde başlayan travmaların ilerleyen yıllarda nasıl derinleştiğini ortaya koyuyor.

Kitabıyla Altın Kalem Ödülü’ne layık görülen Tuna, “Sessiz Çığlıklar”ın temel yaklaşımını, “Bir nesli yetiştiren, topluma şekil veren kadındır. Bu gerçek değiştirilemez” sözleriyle anlatıyor.

“Bir kadının yaşadığı sorun, yalnızca onun sorunu değildir”

Kadının yaşadığı sorunların aile ve toplum üzerindeki etkisine dikkat çeken Tuna, bireysel görünen birçok problemin aslında toplumsal bir karşılığı olduğunu ifade ediyor.

“Kitapta sadece bir kadının yaşadığı sorunları anlatmadım. Asıl anlatmak istediğim, o sorunların topluma nasıl yansıdığıydı. Bir kadın mutsuzsa bunun etkisi yalnızca kendisinde kalmaz. Çocuğu mutsuz olur, eşi etkilenir, aile ilişkileri bozulur, hatta bu durum çevreye kadar yayılır. Kadının yaşadığı sorun, çoğu zaman toplumun sorunudur.”

Tuna’ya göre kadın ve toplum arasındaki ilişki özellikle eğitim ve ekonomik bağımsızlık üzerinden şekilleniyor.

“Bir toplumda kadınlar cahil bırakılıyorsa o toplum cehaletle yaşamaya mahkûmdur. Kadın ekonomik olarak desteklenmiyor, üretime katılması teşvik edilmiyorsa o toplum yoklukla yaşamaya mahkûmdur. Çünkü kadın yalnızca kendi hayatını yaşamıyor; bir nesli yetiştiriyor.”

“Kadın geçmişte de bugün de kalıplara sokuluyor”

Kadının tarih boyunca farklı toplumsal yapılar tarafından belirli kalıplara sokulduğunu savunan Tuna, geçmişte ataerkil ve bazı dinî anlayışların, günümüzde ise kapitalist sistemin kadın üzerinde farklı baskılar oluşturduğunu dile getiriyor.

“Geçmişte kadın, ataerkil ve dinî toplum yapıları tarafından şekillendiriliyor, kaderi belirleniyor ve belli kalıpların içine sokuluyordu. Bugün ise kapitalist sistem farklı yöntemlerle kadını şekillendiriyor. Bir tarafta tüketim üzerinden, diğer tarafta toplumun dayattığı roller üzerinden kadın yine kendisi olmaktan uzaklaştırılabiliyor.”
Tuna, kadının ne üretim ne de tüketim aracı olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Kadın kendi hayatının öznesi olmalı. Kendi kararlarını verebilen, üreten, sorgulayan ve kendisini geliştiren bir birey olmalı” ifadelerini kullanıyor.

“Sessizliğe gömülen kadın, çevresini de karanlığa çekiyor”

“Sessiz Çığlıklar”ın önemli başlıklarından biri de yaşanan sorunların kuşaktan kuşağa aktarılması.

Tuna, kitapta kadınların yaşadığı travmaların yalnızca bireysel sonuçlarına değil, aile içerisinde oluşturduğu döngüye de odaklandığını belirtiyor.
“Kitapta kendini yetiştirememiş, kendi varlığını ortaya koyamamış bir kadının yalnızca sessizliğe gömülmesini anlatmıyorum. O sessizliğin çevresindeki insanları da nasıl etkilediğini anlatıyorum. Bazen bir annenin yaşadığı travma çocuğuna, çocuk üzerinden başka bir nesle aktarılıyor. Böylece aynı döngü farklı hayatlarda yeniden kuruluyor.”

Menekşe, Manolya ve Pembe gibi karakterlerin hikâyelerinde bu döngünün farklı biçimlerini anlattığını belirten Tuna, her hikâyenin arkasında daha büyük bir toplumsal mesele bulunduğunu vurguluyor.

“Çocuk yaşta evlilik istismardır”

Kitaptaki birçok karakterin çocuk yaşta evlendirildiğini belirten Tuna, çocukların evlendirilmesinin geleneksel bir mesele gibi görülmemesi gerektiğini söylüyor
“Çocuk yaşta evlilikleri normalleştirmemeliyiz. Bir çocuğun çocukluğunu yaşayamadan evlendirilmesi, onun hayatına ve geleceğine müdahaledir. Ben bunu istismar olarak değerlendiriyorum. Çünkü çocuk henüz kendi hayatıyla ilgili sağlıklı kararlar verebilecek yaşta değil.”

Tuna, özellikle ailelerin “el âlem ne der” anlayışıyla çocukların geleceğini belirlemesinin uzun vadede ağır sonuçlara yol açabileceğini ifade ediyor.

“Bazen bir kadına en büyük kötülüğü başka bir kadın yapabiliyor”

Kadınların birbirine destek olması gerektiğini ancak toplumsal sorunların yalnızca kadın-erkek çatışması üzerinden okunmaması gerektiğini belirten Tuna, önemli bir noktaya dikkat çekiyor:

“Bazen bir kadına en büyük kötülüğü başka bir kadın yapabiliyor. Burada özellikle şunu söylemek istiyorum: Kötülüğün cinsiyeti, dini, ırkı veya mezhebi yok. Kötülük insana aittir. Dolayısıyla mücadelemizi kadınla erkek arasında bir savaşa dönüştürmemeliyiz.”

Tuna, kadınların güçlenmesinin erkekleri karşılarına almak anlamına gelmediğini belirterek, toplumsal dönüşümün birlikte hareket edilerek mümkün olabileceğini savunuyor.

“Savaşımız birbirimizle değil, cehaletle olmalı”

Kadınların öncelikle kendilerine yatırım yapması gerektiğini vurgulayan Tuna, eğitim, bilim ve üretimin toplumsal dönüşümün temel unsurları olduğunu ifade ediyor.
“Biz kadınlar önce kendimize yatırım yapmalıyız. Düşünen, sorgulayan, üreten, bilime önem veren, çağdaş ve yenilikçi bireyler olmalıyız. Çünkü biz nesiller yetiştiriyoruz. Kendimizi geliştirmeden yeni nesilleri sağlıklı şekilde yetiştirmemiz mümkün değil.”

Tuna, kadın ve erkeğin birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan bireyler olduğunu belirterek şöyle devam ediyor:

“Kadın olmadan erkek, erkek olmadan kadın olmaz. Biz birbirimizi tamamlayan bireyleriz. Savaşımız birbirimizle değil; kötülükle, cehaletle ve yoklukla olmalı. İyi insanlar olarak yan yana durmayı öğrenmeliyiz.”

“Sessiz Çığlıklar sadece kadınların değil, toplumun hikâyesi”

“Sessiz Çığlıklar” ile insanların yalnızca geçmişte yaşananlara üzülmesini değil, kendi hayatlarını da sorgulamasını istediğini belirten Tuna, kitabın okuyucuya yönelttiği temel sorunun “Ben bu döngünün neresindeyim?” olduğunu söylüyor.

“Ben insanların kitabı okuduktan sonra yalnızca üzülmesini istemiyorum. Kendisine, ailesine ve topluma dönüp bakmasını istiyorum. ‘Ben bu döngünün neresindeyim?’ diye sormasını istiyorum. Çünkü sessizliği bozmadığımız sürece aynı hikâyeleri farklı isimlerle yaşamaya devam ederiz.”

Tuna, kadınların kendilerini geliştirmesinin yalnızca bireysel bir kazanım olmadığını, gelecek nesiller açısından da büyük önem taşıdığını ifade ediyor.
“Bir nesli yetiştiren, topluma şekil veren kadındır. Bu nedenle kadın kendisini sürekli yenilemeli, eğitimden kopmamalı, üretmeli, düşünmeli ve sorgulamalı. Ama bunu yaparken erkekle savaşan değil, insan olarak kötülüğe ve cehalete karşı duran bir anlayışı savunmalıyız.”

Zuhal Tuna, “Sessiz Çığlıklar”ın temel mesajını ise şu sözlerle tamamlıyor:

“Bizim savaşımız birbirimizle değil. Kötülükle, cehaletle, yoklukla ve insanı değersizleştiren anlayışlarla mücadele etmeliyiz. Kadın ve erkek birbirinin karşısında değil, yanında durduğunda daha güçlü bir toplum oluşturabiliriz. Çünkü değişim önce insanın kendisinden başlar.”