Benim Öğretmenlerim: 1

Çirkin Edebiyat Öğretmenleri

 Öğretmenlik bir tutku galiba… Öyle olmasaydı nasıl katlanılırdı böyle meşakkatli bir işe. Ben ancak altı yıl katlanabildim. Belki de daha az.

Öyle ya, siz evinizdeki iki haylazla başa çıkamazken, onlar sabahtan akşama kadar el alemin onlarca haylazıyla haşır neşir olmak zorundalar.

Güzel yanları yok mu öğretmenliğin? Olmaz olur mu; var elbette ama ne kadar güzel yanları olursa olsun yine de terazinin olumsuz kefesi ağır basar.

Bunu gelin siz bir de öğretmenlere sorun. Hani ne derler: Dışı seni yakar, içi beni…

***

Güzel Arkadaşım, telefon söyleşimizde güzel edebiyat öğretmenlerinden söz etti. Hem güzel hem de ünlü öğretmenlerinden. Dinlerken ağzımın suyu aktı. İçim gitti. Benim hiç ünlü bir edebiyat öğretmenim olamadı. Hep yanarım buna.

***

Tilki derince bir tuzak çukuruna düşmüş. Aaa!.. Ne görse iyi, kendisinden önce bir de aslan düşmemiş mi oraya.

Tilki:

“Eyvah, bu aç haydut şimdi beni parçalayıp yiyecek!” korkusuyla ecel terleri dökerken, çukura bir de tavşan düşmesin m?

Neyse ki zavallı tavşan, Tilkinin ecelini birazcık olsun geciktirmiş.

Derken bir de ceylan! Oh oh, Balından yenmez olmuş.

Aslan avların etini budunu yiyor, tilkiye de sakatatı kalıyor.

Derken ortada yiyecek diye bir şey kalmamış. Aradan zaman geçince bizimkiler yine acıkmış. Aslanın kendisine hain hain baktığını gören tilki her zamanki kurnazlıklarından birine başvurmuş. Ağzını şapırdata şapırdata bir şeyler yiyormuş gibi görünmüş.

Aslan merakla sormuş:

“Ne yiyorsun Tilki!”

“Çok acıktım da, kendi bağırsaklarımı yiyorum efendimiz!” demiş.

“O nasıl oluyor öyle?”

“Baya oluyor.”

“Şunu bir de ben denesem?”

“Deneyin efendim. Duracak sıra mı?”

Aslan kendi karnına bir pençe vurup bağırsaklarını ortaya çıkartmış. Anında da mevlayı boylamış tabii.

Ben dayımın yalancısıyım. Aslandan kurtulan Tilki “Bu çukurdan nasıl kurtulacağım?” diye kara kara düşünürken bir rüzgar, bir fırtına! Tilkiyi çukurdan aldığı gibi yukarıya savuruş. Oh, dünya varmış…

***

O hesap ben de tilkinin kendi bağırsaklarını yediği gibi edebiyat öğretmenleri anımsamaya çalışıyorum kendimi kandırarak, avunmak için.

Şimdi adı gerek değil, bunlardan bir tanesi vardı ki düşmanıma vermesin. Öğrenci arkadaşlarımın hemen hemen hepsini aşağılar, yerin dibine batırırdı.

Bir gün benim sevdiğim ama kendisinin bundan haberi bile olmayan bir kız arkadaşımıza da sataştı Edebiyat Öğretmenimiz. O zaman dayanamayıp fırladım:

“Öğretmenim,” dedim. “O kadar kötü bir insansınız ki… Yarın bir gün Milli Eğitim Bakanı olursam, cezalandırmak için, ilk işim sizi görevden atmak olurdu.”

Gülmüştü edebiyat öğretmenim:

“Senin gibi dangalaktan Milli Eğitim Bakanı olursa, ben daha ilk gün istifa eder, seni o zevkten mahrum bırakırım.”

 İyileri de var öğretmenlerin, kötüleri de. Neyse ki kötüleri, iyilerin yanında parmakla gösterilecek kadar az.