Geçen haftaki yazımda sizlere 31. İstanbul Uluslararası Kitap Fuarından, şairlerden söz etmiştim. Kitap fuarından bu hafta da ayrılmak istemiyorum.
Fuara adımımı attığım anda beni kendisine bağlayan tılsım artarak devam ediyor. Binlerce kitaptan duvarların içinde dolaşmanın keyfini, güzelliğini yaşıyorum. Arada yazarlarla küçük söyleşilerim oluyor. Bir de ah şu kitapları taşıyacak birisi de olsaydı, keyfim daha iyi olacaktı, diyerek gülümsüyorum kendi kendime.
Salon 4’te karşılaşmayı ummadığım bir standı, Engelsiz Hayat Dayanışma Derneğini ve engelli yazar ve şairleri görüyorum. Tekerlekli sandalyede adını ilk defa duyduğum, zorlukla konuşan Erdal Yalçın “bu kitaplar benim”, diyor. Hep beraber gülümsüyoruz. Aralarında bana da yer açıyorlar ve muhabbet başlıyor. Engellilerin yaşadığı sorunları her kişi dile geliyor.
Yılda bir defa yapılan kitap fuarına giden metrobüs duraklarında asansörler ve yürüyen merdivenler çalışmıyordu. Arabası olan yakını yoksa engellinin, fuara nasıl gidecekti? Engelli de birey ve yaşam hakkı var. Herkesin yazdığı kaldırım yüksekliğinden başlayarak, tiyatroya hatta hastaneye gidemeyen engelli sorunlarını tekrar yazmak istemiyorum. Artık bu sorunları bilmeyen kalmadı ki. Bilmeyen daha doğrusu bilmezden gelen yönetimler kaldı.
Engelli kişi tanımlanırken, fiziksel veya zihinsel bir sorunu nedeniyle hareketleri, fonksiyonları, duyuları kısıtlanan ya da işlevlerini yerine getiremeyen bireylerdir, denir. Ancak, engelinin yaşamını zorlaştıranın, onu asıl engelli yapanın, sosyal yaşamdan koparanın engeli kaldıracak mimari yapının eksik olmasından olduğunu bilmek gerekir.
Engelli kişi yaşamının her koşulundan kar çiçeği gibi zorları yararak yaşama açan kişidir. Bu silkelenişin öteki adı da “engel tanımazlıktır”. Tıpkı “Ben Taşı Delen Ot Gibiyim” şiir kitabının yazarı Erhan Yalçın gibi.
Ben taşı delen ot gibiyim
Ben hep ben gibiyim
Gerektiğinde taşı bile deldim
Ama asla hayata yenilmedim
Benim hiç sırdaşım olmadı
Benim bir tek hayallerime dokunamadı
Onada kolları kısa geldi
Onada kolları kısa geldi
Yenilmedim
Tükenmedim
Tıpkı taşı delen ot gibi
Tıpkı taşı delen ot gibi.
Tıpkı “Ben Taşı Delen Ot Gibiyim, şiirini sesli okuyorum. Hep beraber gülümsüyorum. Çünkü orada bulunan her kişi taşı delen ottu. Umutlarını düşlerde bulan, gününü düşlerlerle yaşayan, ayazlara, boranlara direnmiş kişilerdi. Sorunları ve geldikleri yollara farklı da olsa sonuç aynıydı. “Engellilik”…
Erhan’ın klasikleşmek, edebi yazmak gibi kaygıları yoktu. İlkokula bile gidemeyen Erhan, sesini duyurmaya çalışıyor. “Bende varım ve yaşıyorum. Görün ve duyun beni”, diyor. Sesini duyurmaya çalışırken, karnını da doyurmaya çalışıyor. Kimseye el açmadan, kitaplarının satışı ile geçinmeye çalışıyor. “İnsan ol“ şiiriyle de insanların kendisini anlamasını istiyor.
İnsan ol
Ey insanoğlu insan ol
İnsan olmak ne demek sence?
Çok iyi düşün taşın bence
İnsan olmak demek iki ayağının üstünde yürümek değil
İnsanlık bu değil
Her yer katil dolmuş
İnsanlık deyince önümüze bunlar konulmuş.
Yok kardeşim yok
Bu dünyada iyi insan kalmamış yok
Yamuk çok
Zalim çok.
Engelli olmak, engellerle yaşamak, engelli ile yaşamak çok zor. Yaşamadan öğrenilemeyen, duygudaşlık edilemeyen ender durumlardandır. Ama engellinin birey olduğunu, onunda bu dünyada yaşam hakkı olduğunu bilmek ve saygı duymak her insanın yapabileceği davranıştır.
Erdemdir.
Benim, 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde, yöneticilerden isteğim, dileğim
engellilerin önündeki engellerin kaldırılmasıdır.
Sevgiyle