Dünyanın birçok bölgesinde insanlar artık sadece ekonomik sıkıntılarla değil, doğrudan açlık tehdidiyle mücadele ediyor. Birleşmiş Milletlere bağlı olan Dünya Gıda Programı (WFP), son raporlarında dünyanın 13 farklı bölgesinde açlık riskinin kritik seviyelere ulaştığı konusunda uyarıda bulundu. Savaşlar, iklim değişikliği, kuraklık, yüksek gıda fiyatları ve ekonomik krizler milyonlarca insanın temel gıda ihtiyacına ulaşmasını zorlaştırıyor.
Uzmanlar, dünyanın bazı bölgelerinde yaşanan durumun yalnızca "gıda yetersizliği" değil, doğrudan "açlık krizi" olarak tanımlanabilecek seviyeye ulaştığını belirtiyor. Özellikle Afrika ve Orta Doğu’daki bazı ülkelerde insanlar günlük öğün sayılarını azaltıyor, çocuklarda yetersiz beslenme vakaları artıyor ve insani yardım kuruluşları mevcut kaynaklarla ihtiyaçları karşılamakta zorlanıyor.
AÇLIK TEHDİDİ ALTINDAKİ BÖLGELER
BM’nin dikkat çektiği bölgeler arasında çatışmaların yoğun olduğu ülkeler öne çıkıyor. Savaşın sürdüğü alanlarda tarımsal üretim yapılamıyor, ulaşım ağları zarar görüyor ve market rafları boş kalabiliyor. Bunun sonucunda gıda fiyatları hızla yükselirken halkın satın alma gücü düşüyor.
Özellikle Sudan, Güney Sudan, Yemen, Haiti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerde milyonlarca kişi insani yardıma bağımlı durumda yaşıyor.
Buna ek olarak iklim değişikliği de açlık riskini artıran en önemli unsurlar arasında bulunuyor. Kuraklık nedeniyle tarım arazileri verimsizleşiyor, su kaynakları azalıyor ve çiftçiler üretim yapmakta zorlanıyor. Bir bölgede yaşanan kuraklık yalnızca o ülkeyi değil, küresel gıda arzını da etkileyebiliyor.
AÇLIK NEDEN ARTIYOR?
Uzun yıllardır dünya genelinde tarımsal üretim artmasına rağmen açlık sorunu tam anlamıyla çözülemedi. Bunun temel nedenlerinden biri üretim eksikliğinden çok dağıtım ve erişim sorunu.
Bir ülkede yeterli gıda bulunabilir ancak insanların satın alma gücü düşükse açlık yine ortaya çıkabiliyor. Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, enerji maliyetlerindeki artış ve küresel tedarik zinciri sorunları da gıda fiyatlarını yukarı taşıdı.
Çiftçiler açısından bakıldığında ise mazot, gübre, yem ve enerji maliyetleri yükseldi. Bu durum üretim maliyetlerini artırırken tüketicilerin daha pahalı gıdayla karşılaşmasına neden oldu.
Uzmanlar artık açlık sorununu yalnızca tarım politikalarıyla açıklamanın mümkün olmadığını ifade ediyor. Ekonomik istikrar, sosyal politikalar, iklim yönetimi ve uluslararası iş birliği de bu mücadelenin önemli parçaları olarak görülüyor.
TÜRKİYE’NİN DURUMU NE?
Türkiye bugün BM’nin kritik açlık alarmı verdiği ülkeler arasında yer almıyor. Ülke genelinde gıda arzının tamamen kesilmesi veya kitlesel açlık riski söz konusu değil. Türkiye güçlü tarımsal üretim kapasitesi sayesinde birçok üründe kendi ihtiyacını karşılayabiliyor.
Ancak bu durum hiçbir sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Son yıllarda vatandaşların en çok şikâyet ettiği konuların başında gıda fiyatlarındaki artış geliyor. Özellikle dar gelirli aileler için et, süt, peynir, sebze ve meyve gibi temel ürünlere ulaşmak geçmiş yıllara göre daha maliyetli hale geldi.
Birçok vatandaş artık market alışverişlerinde daha dikkatli davranıyor, indirimleri takip ediyor ve bütçesini korumaya çalışıyor. Açlık ile pahalılık aynı şey olmasa da uzmanlar, gıdaya erişimin ekonomik açıdan zorlaşmasının da önemli bir sosyal risk oluşturduğunu vurguluyor.
Türkiye açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise tarımın geleceği. Kuraklık, su kaynaklarının azalması ve iklim değişikliğinin etkileri önümüzdeki yıllarda üretim üzerinde baskı oluşturabilir. Özellikle İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Ege’nin bazı bölgelerinde yağış rejimlerindeki değişiklikler çiftçileri endişelendiriyor.
GIDA GÜVENLİĞİ STRATEJİK HALE GELİYOR
Uzmanlara göre geleceğin en önemli konularından biri enerji güvenliği kadar gıda güvenliği olacak. Bir ülkenin nüfusunu yeterli ve uygun fiyatlı gıdayla besleyebilmesi ekonomik bağımsızlığın temel unsurlarından biri olarak görülüyor.
Bu nedenle tarımsal üretimin desteklenmesi, su kaynaklarının verimli kullanılması, çiftçilerin maliyet yükünün azaltılması ve tarım teknolojilerinin yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.
Türkiye genç nüfusu, geniş tarım arazileri ve farklı iklim özellikleri sayesinde önemli avantajlara sahip. Ancak bu avantajların korunabilmesi için uzun vadeli planlamaların yapılması gerektiği belirtiliyor.
DÜNYANIN KARŞISINDAKİ ORTAK SINAV
BM’nin 13 bölge için yaptığı açlık uyarısı aslında yalnızca belirli ülkelerin değil, bütün dünyanın sorunu olarak görülüyor. Çünkü küreselleşen dünyada bir bölgede yaşanan gıda krizi, diğer bölgelerde fiyat artışlarına ve arz sıkıntılarına yol açabiliyor.
Bugün Afrika’da yaşanan kuraklık, yarın Avrupa’daki tahıl piyasalarını etkileyebiliyor. Orta Doğu’daki bir çatışma ise küresel lojistik ağlarını bozabiliyor. Bu nedenle açlıkla mücadele artık sadece insani yardım konusu değil; ekonomik, sosyal ve stratejik bir mesele haline gelmiş durumda.
Dünya nüfusu artmaya devam ederken, iklim değişikliğinin etkileri güçlenirken ve jeopolitik gerilimler sürerken gıda güvenliği önümüzdeki yılların en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam edecek. Türkiye açısından da temel hedef, üretimi artırırken vatandaşın uygun fiyatlı ve sağlıklı gıdaya erişimini güvence altına almak olacak. Böylece hem küresel risklere karşı daha dayanıklı bir yapı kurulabilecek hem de geleceğin olası gıda krizlerine karşı hazırlıklı olunabilecek.
Kaynak: Euronews
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar