Endişe hiçbir şeyi değiştirmez. İnsan zihni ise çoğu zaman bunun tersine inanmak ister. “Acaba?” diye başlayan cümleler, görünmez bir yük gibi omuzlara biner. Oysa “acaba”nın kendisi, çoğu zaman hakikatin değil, korkunun sesidir. Ve bu ses, insanı yavaş yavaş tüketir.

Hayatın en büyük yanılgılarından biri, kontrol edebileceğimizden daha fazlasını kontrol edebileceğimize inanmaktır. Gelecek hakkında kurulan senaryolar, çoğu zaman gerçekleşmez. Ama zihinde tekrarlandıkça gerçekmiş gibi ağırlık kazanır. “Ya şöyle olursa?”, “Ya başarısız olursam?”, “Ya kaybedersem?”… Bu soruların hiçbiri yaşanmış değildir; ama insanı şimdiden yorar.

Oysa inancın sunduğu daha sade ve derin bir bakış vardır: Allah’ın yazmadığı hiçbir şey başa gelmez. Bu düşünce, pasif bir kabulleniş değil; aksine insanı özgürleştiren bir farkındalıktır. Çünkü kişi, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu zorlamanın anlamsızlığını kavrar. Kontrol edemediklerini bırakmayı öğrenir.

Endişe, çoğu zaman insanın kendine olan güvenini de kemirir. Sürekli “acaba” diyen bir zihin, karar almaktan çekinir, adım atmaktan korkar. Hâlbuki hayat, kesinlikler üzerine değil; cesaret üzerine kurulur. İnsan yürüdükçe yol açılır, düşündükçe değil.

Ayetlerde vurgulanan kader anlayışı, insanı edilgenliğe değil; huzura çağırır. Çünkü kişi bilir ki, başına gelen her şey bir anlam taşır. Bu anlamı çözmek her zaman kolay olmayabilir, ama kabul etmek mümkündür. Ve kabul, çoğu zaman içsel bir dinginliğin kapısını aralar.

Bugün modern hayatın en büyük problemlerinden biri, belirsizliğe tahammülsüzlüktür. Her şeyi bilmek, her ihtimali hesaplamak, her sonucu garanti altına almak istiyoruz. Ama hayat böyle işlemiyor. Belirsizlik, hayatın doğasında var. Ve belki de insanı insan yapan şey, tam da bu bilinmezlikle kurduğu ilişkidir.

“Acaba” ile yaşayan bir zihin, bugünü kaçırır. Oysa gerçek hayat, şu anın içinde saklıdır. Gelecek henüz gelmemiştir, geçmiş ise çoktan gitmiştir. Geriye kalan tek şey, içinde bulunduğumuz andır.

Belki de yapılması gereken, “acaba” yerine “tevekkül” kelimesini koymaktır. Elinden geleni yaptıktan sonra, sonucu bırakabilmek… Her şeyin bir düzen içinde aktığını kabul etmek… Ve en önemlisi, kendi iç sesini korkunun değil, güvenin belirlemesine izin vermek.

Çünkü endişe hiçbir şeyi değiştirmez. Ama insanın iç dünyasını altüst edebilir. Ve bazen en büyük mücadele, dış dünyayla değil; zihnimizdeki o küçük “acaba” kelimesiyle verilir.