Kapıya kadar iterler ama kapıdan dışarı çıktığın için sen suçlu olursun. Uçurumun kenarına bırakırlar, sonra neden düştün diye yine sana kızarlar. İnsanları geri dönülmeyecek yollara sokmayın. Zaman varken kırıp dökmemeyi öğrenin. Kıymet bilmek o kadar da zor değil.

İnsan bazen bir günde vazgeçmez. Vazgeçmek, uzun süre görmezden gelinen kırgınlıkların, duyulmayan cümlelerin ve değersiz hissettirilen anların birikimidir. Kimse durup dururken sırtını dönmez; çoğu zaman defalarca dönüp bakmış, anlaşılmayı beklemiş, sabretmiş ve sonunda sessizce yürümeyi seçmiştir.

Ne gariptir ki insanlar, verdikleri yaraları unutmaya, aldıkları tepkileri ise hiç unutmamaya meyillidir. Söyledikleri ağır sözleri "bir anlık öfke" diye açıklarlar ama karşı tarafın uzaklaşmasını "vefasızlık" diye anlatırlar. Oysa her davranışın bir izi, her ihmalin bir bedeli vardır.

Bir kalbi kaybetmek çoğu zaman tek bir hatayla olmaz. Küçük ihmaller, küçümsenen duygular ve ertelenen özürler, zamanla araya aşılması güç mesafeler koyar. Sonra da "Eskisi gibi neden değil?" diye sorulur. Çünkü hiçbir yara, sürekli kanarken aynı kalamaz.

İlişkileri ayakta tutan büyük jestler değil, küçük inceliklerdir. Zamanında edilen bir teşekkür, içten söylenen bir özür, gerçekten dinleyen bir çift kulak ve "Senin için buradayım." diyebilen bir yürek… İnsan en çok bunları hatırlar.

Kıymet, kaybedince anlaşılacak bir şey olmamalı. Çünkü bazı gidişlerin dönüşü, bazı suskunlukların da telafisi yoktur. Bir insanı en çok sevgi değil, gördüğü değer hayata bağlar. Değer görmeyen sevgi ise zamanla yorulur.

Bu yüzden kırmadan konuşmayı, geç kalmadan özür dilemeyi, elindekinin kıymetini o elden kayıp gitmeden bilmeyi öğrenmek gerekir. Çünkü bazen bir adım geri atmak, bir ömür boyu pişman olmaktan daha kolaydır.

Ve unutulmamalıdır ki; insanlar çoğu zaman gitmek istedikleri için değil, kalacak bir neden bulamadıkları için gider.