Bazı şeyler örtülüdür. Ama her örtü aynı sebeple örtülmez.
Biri süslemek için örter.
Biri saklamak için.
Biri korumak için.
Aynı hareket… Bambaşka niyetler.
Bir kadın saçını örter; kimisi estetik bulur, kimisi inancı gereği yapar, kimisi sadece rüzgârda üşümemek için. Dışarıdan bakınca hepsi aynı görünür.
Ama içlerindeki hikâye bambaşkadır.
Bir insan susar. Kimi olgunluğundan susar. Kimi kırılmamak için. Kimi kırmamak için.
Kimi de söyleyecek cesareti olmadığı için. Susmak bile tek bir anlama gelmezken, biz nasıl olur da herkesin niyetini aynı torbaya koyarız?
Bir evin perdeleri kapalıdır. Belki mahremiyet içindir. Belki içerideki dağınıklığı saklamak için.
Belki sadece güneş gözlerini almasın diyedir. Ama biz çoğu zaman sadece gördüğümüzü yorumlarız. Niyeti değil, görüntüyü konuşuruz.
İnsanlar da böyledir. Kimi kalbini süslemek için örter; fazla görünür olmasın, kıymeti artsın diye. Kimi yarasını saklamak için örter; kanamasın, kimse görmesin diye. Kimi ise kalbini korumak için örter; bir daha kırılmamak için. En tehlikelisi hangisi biliyor musunuz?
Saklamak için örtülenler. Çünkü saklanan şey iyileşmez. Sadece karanlıkta büyür.
Ama korumak için örtülen şey… Zamanı gelince açılır. Güvenince açılır. Hak edene açılır.
Bu yüzden hayat bize şunu öğretmeli: Gördüğümüz her örtünün altında aynı hikâye yok.
Birinin mesafesi kibir değildir belki, birinin sessizliği umursamazlık değildir, birinin güçlü duruşu acısızlık değildir.
Bazen en zarif örtüler, en kırılgan kalplerin üzerindedir. Ve bazen en çok bağıranlar, en çok saklayanlardır.
İnsanları görüntüleriyle değil, niyetleriyle tartmayı öğrenmediğimiz sürece yanılmaya devam edeceğiz.
Çünkü örtü aynı olabilir…
Ama niyet asla aynı değildir.