Bir kaldırım kenarında soğuktan büzülmüş, gözleri gelip geçen adımlarda sadece bir güven kırıntısı arayan o bir çift göz... Onlar bu şehirlerin yabancıları değil, masumiyetin en yalın hali. Ancak bugün sokaklarımızda yükselen şiddet ve vahşet dalgası, bize sadece hayvanların değil, bir toplum olarak kendi ruhumuzun da ağır bir yara aldığını gösteriyor.
Psikolojide biliyoruz ki; zayıf ve savunmasız bir cana yöneltilen öfke, bireyin kendi içsel acizliğinin, bastırılmış kaygılarının ve empati yoksunluğunun dışa vurumudur. Şiddet, hedef gözetmeksizin tırmanan bir döngüdür. Bir kediye , kaplumbağaya veya köpeğe kalkan her el, aslında toplumun ortak vicdanına, çocukların geleceğe dair güven duygusuna ve en temel insani bağlarımıza inen bir darbedir. Savunmasız bir canın acısına gözlerini kapatabilen bir zihin, zamanla kendi türüne, komşusuna, hattâ en yakınına da yabancılaşır. Merhametini kaybeden bir toplum, psikolojik olarak çözülmeye mahkûmdur.
Gelişimsel olarak çocuklara "öteki" olanı sevmeyi, zayıf olanı korumayı öğretmek; sağlıklı, özgüvenli ve duygusal açıdan olgun bireyler yetiştirmenin ilk adımıdır. Bir kap su, bir avuç mama vermek veya canı yanan bir hayvanın yanında durmak sadece bir yardım eylemi değildir; insan kalabilmenin, ruhumuzu iyileştirmenin ve içimizdeki şefkat deposunu canlı tutmanın terapisidir. Yok etmek, kolaycı bir kaçıştır; asıl güç, korumak, kısırlaştırmak, barındırmak ve yaşamı her koşulda savunmaktır.
O canların konuşacak bir dili, adalet talep edecek bir sesi yok. Ama bizim var. Bir toplumun gerçek büyüklüğü, en zayıf üyesine gösterdiği merhametle ölçülür. Vahşete ve gaddarlığa karşı yükselteceğimiz her ses, sadece sokaktaki canları değil, kendi insanlığımızı da kurtaracak.
Yüzünüzü çevirmeyin. Yüreğinizi katılaştırmayın. Çünkü merhamet, paylaşıldıkça büyüyen ve tüm toplumu iyileştiren tek şifadır.
Şiddet Sokakta Başlar, İnsanlıkta Biter .
Vahşete Dur De!
Uzm.klinik Psikolog
Gül Dümen