1952 yılının Ekim ayında yüksek tahsilimizi yapmak üzere İstanbul’a gitmiştik. Bir meslek okulu olan Ticaret Lisesinden mezun olduğumuz için Sultanahmet meydanındaki Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’na kaydolmak zorundaydık.

1883 yılında kurulan okulumuz bugün Marmara Üniversitesi olarak eğitime hizmet etmektedir. Şimdi okulun eski binası Marmara Üniversitesi Rektörlük binası olarak kullanılıyor.

xxx

Sultanahmet Camisinin başimamı Klasik Türk Müziğine birçok beste kazandıran Sadettin Kaynak’tı. Sırtında siyah pardösü, başında fötr şapkası ile bizlerin dikkatini çeken Sadettin Kaynak görevini bitirince camiden çıkar, evine giderdi.

Kendisi ile zaman, zaman karşılaşırdık. Bize, güler yüzle, fötr şapkasını çıkararak selam verirdi.

xxx

Okulun yakınında bir kahvehane vardı. Lisede öğretmenlerimiz bizleri muhasebeyi çok iyi öğrettiğinden, muhasebe dersi saatlerinde bu kahvehaneye gider tavla oynardık. Diğer ders saatleri geldiğinde okula dönerdik. Yılsonu sınavlarında muhasebe derslerinden hepimiz başarılı olurduk.

Kahvehanedeki bir olaydan bahsedeyim size. İstanbul’a gelişimizin ilk senesiydi. Konuşmalarımızda çok dikkatli olmamızın bilincindeydik. Zira konuşmada İstanbul ile Gaziantep şive farkı gösteriyordu. İstanbul’da kibar konuşmamız gerek ya; tavla oynarken arkadaşımızın birine zar tutuyorsun dendiğinde onun verdiği cevap çok güzeldi. Hani İstanbul’da kibar konuşulur ya, gülerek “Hah, hah, hah zar tutuyorlar belliyorlar zaaaar.” diyerek kibar konuştuğunu göstermişti.

xxx

Kahvehaneden söz edince, İstanbul Üniversitesine yakın, Divanyolu üzerinde iki tane kahvehane vardı. Şark Kıraathanesi ve Yıldız Kıraathanesi.

Bir kere Beyazıt’taki öğrenci lokantası olan As-İş’den çıkıp Kadırga Öğrenci Yurduna giderken Şark Kıraathanesine girmiştim. Bazı Gaziantepli üniversite öğrencileri ile orada sohbet etmiştim.

Bu kıraathanelerin müdavimlerinin birçoğu üniversitenin arka kapısından çıktıklarını biliyorum.

xxx

Bu yıllarda İstanbul’da Gazianteplilerin bir derneği vardı. Derneğin yönetim kurulunda Ahmet Cansunar, Sabri Atay, Sait Söylemez ile birlikte ben de vardım.

1953 yılının 29 Aralık akşamına “Fıstık Gecesi” ismiyle gece tertip etmiştik Taksim Gazinosunda.

Gazino bağlantı yapabilmek için bizden 250 lira istemişti. Ay sonu olması dolayısıyla dört arkadaş 250 lirayı bir araya getirememiştik. Tüccardan Mahmut Güleç’i tanıdığım için gidip ondan borç istedik, biletleri satınca ödemek üzere.

Mahmut Bey bizi çok güzel karşılamış, gayretimizi övmüştü. Kâtibine bir senet hazırlatıp, bize imzalatmış ve parayı vermişti.

Senet işi benim zoruma gitmişti. Mahmut Güleç ile Şehrimizde birkaç okulu olan

Emine Ulusoy halam Laleli Gençtürk Caddesindeki Azim apartmanın birer dairesinde oturdukları için her hafta halama gittiğimde Mahmut Beyle beraber olurdum.

Ama hayata atılınca Mahmut Beyin davranışının çok doğru bir davranış olduğunu görmüş, anlamıştım.

xxx

Öğrenci 2,5, tam 4 liradan biletleri satmış ve bitirmiştik. İstanbul’daki Gaziantepliler akın etmişti geceye.

Gelir sağlamak amacıyla eşya piyangosu düzenlemiş, bilet yerine özel olarak Tekel’e sigara yaptırmış, sigara paketlerinin içine numaralar bulunan kağıtlar koydurmuştuk.

Geceden Gaziantepliler memnun ayrılmışlardı.

Xxx

İnsan nedense bazen geçmişi yaşayıveriyor; huzur da duyuyor…

Ama üniversitenin arka kapısından çıkan tanıdıkları da hatırlayınca üzülüyor.