KANEVETÇİ

Kanevetçilik kendine has bir meslekti. Eskiden Antep evinin birçoğunda havuz olurdu. Bu havuzlara su birbirinden geçerdi. Bir havuzdan başka havuza sular topraktan yapılmış çömlek künklerle geçerdi.
Bir havuzdan diğer havuza su geçmediği zaman bunu tamir edenlere kanevetçi denirdi. Kanevetçilere bu hizmetlerinden dolayı az bir ücret verilirdi. Hatta bazan ücret verilmez, fakir kişiler olduğu için onlara yardımda bulunulurdu. Müftüoğlu Sokağının kanevetçisi, Kanevetçi Abdullah Ağaydı.
Şimdi ne o su kaldı ne de kanevetçi.

ODUN KIRICILIĞI

Kışın ısınma, saç sobalarda, odun kullanılarak veya tandır kurarak sağlanırdı. Sobalarda kullanılacak odunlar, sobaya sığacak şekilde kırılması işi, odun kırıcıları “odun kırdıran” sesleriyle sokak sokak dolaşan iki kişi tarafından balta ile sağlanırdı.
Tarihe karışan odun kırıcılığı işi şimdi hızarlarda yapıldığından, tarih olmuştur. Gerçi odun sobası ile ısınanlarda hemen heman yok gibi.

DEĞLİPÇİLİK

Şimdi bulgur, simit hazır olarak alınıyor. Eskiden her ev bulgur, simiti (ince bulgur) kendileri yaparlardı. Bunun için değlipler vardı. Değlipte, önce evde yıkanmış olan buğday kaynatılır, hedik haline getirilip kurutulurdu. Bizim mahallenin değlibi, Karakabir eteğinde, Ataş değirmeninin yanındaydı. Hediğin kuruması için bir gece nenemle ben fanustaki lambanın ışığı altında yatardık.
Değlip de, tarihin tozlu raflarında yerini almıştır.

SEYYAR DEĞİRMENCİLİK

Değliplerde kurutulan hedikler evlere getirilince bunların bulgur ve simit haline getirilmesi gerekirdi. Hedikleri, seyyar değirmenden çekerek bulgur ve simiti 4 kişilik bir ekip yapardı. İki kişi tarafından kullanılan değirmene bir kişi hedik buğdayı taşır, bir kişide, çekilen malzemeyi allefleyerek bulgur ve simit halinde ayırırdı. Allefleme (eleme) işi, kenarları beş santim yüksekliğinde, üç tarafı kapalı bir tarafı açık ağaçtan yapılmış bir metre çapında yarım daire şeklindeki nesne ile yapılırdı.
En ince ve elek altında olan simite, sitti simit derlerdi. Taze sitti simitle, ceviz katılarak yapılan yağlı köfteye doyum olmazdı.
Seyyar değirmencilikte yok oldu.
TELLALLIK

Bir kimsenin bir şeyi kaybolduğu, herhangi bilginin halka duyurulması işini yapanlara dellal (tellal) derlerdi. Dellallar bir nevi haber ulaştırıcılarıydılar. Örneğin, “Üzerinde mavi bir asbap (elbise) bulunan, saçı örgülü, üç yaşlarında bir kız çocuğu kaybolmuştur. Görenlerin Gaziantep Belediyesine getirmeleri…” veya “Bugün saat dörtte, yapılacak önemli bir konu için semt sakinlerinin Şaraküstü semtindeki Ağa camiinde toplanmaları duyurulur.”

Birde pazarlarda, eski, kullanılmış malları satan tellallar vardı. En meşhurları, elinde sazı ile dolaşan Tellal Deli Ahmet idi.