Dün Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde yaşananlar, aslında alınan kararlardan çok, kararların nasıl tartışıldığını gösteriyordu.
Gündem teknikti.
Bir alan için satış yetkisi isteniyor.
Karşı çıkanlar var.
Açıklama yapanlar var.
Ama asıl mesele teknik detayın kendisi değildi.
“Satış kararı” ile “satış yetkisi” arasındaki fark üzerinden yürüyen tartışma, meclisin en kritik başlığını ortaya koydu: güven ve yorum farkı.
Bir taraf, sürecin henüz tamamlanmadığını ve bu nedenle yetkinin erken olduğunu savunurken; diğer taraf bunun doğrudan bir satış kararı değil, imar süreci sonrası oluşacak parseller için bir yetkilendirme olduğunu ifade etti.
Burada doğru ya da yanlıştan önce şu soru öne çıkıyor:
Taraflar birbirini gerçekten anlamaya mı çalışıyor, yoksa sadece kendi pozisyonunu mu savunuyor?
Çünkü dünkü tablo, anlamaktan çok anlatmaya çalışan bir meclis görüntüsü veriyordu.
—
Daha dikkat çekici olan ise CHP meclis üyesi Ersin Atar’ın iletişim biçimiydi.
Söz alma ve söz yetiştirme sürecinde hızın belirgin şekilde arttığı, cümlelerin birbirini tamamlamadan ilerlediği ve anlatımın zaman zaman dağınık bir hal aldığı görüldü.
Anlaşılmayan cümleler.
Yarım kalan ifadeler.
Artan bir gerilim tonu.
Özellikle konuşma hızının, içeriğin önüne geçtiği anlarda “sözüm kesilmeden anlatmalıyım” duygusu belirginleşiyordu. Bu durum anlatımın doğallığını zayıflatırken, mesajın etkisini de dağıttı.
Sonuçta içerikten çok ses tonu ve hızın öne çıktığı, dolayısıyla mesajın bütünlüğünün zor takip edildiği bir tablo ortaya çıktı.
Bir noktadan sonra mecliste bilgi değil, gürültü hâkimdi.
—
Bir başka önemli detay ise AK Parti ve CHP arasındaki iletişim farkıydı.
AK Parti grubunda konuşmalar daha sistemli, kontrollü ve birbirini tamamlayan bir akışla ilerledi. Cümleler daha sakin kuruldu, mesaj daha yapılandırılmış bir şekilde aktarıldı.
CHP tarafında ise daha tepkisel, hızlı ve anlık reflekslerle ilerleyen bir iletişim dili öne çıktı. Zaman zaman yükselen ton ve dağınık anlatım, mesajın içeriğinden çok duygusal gerilimi görünür hale getirdi.
Bu fark, sadece siyasi bir ayrım değil; aynı zamanda iletişim disiplini ve stres yönetimi farkıdır.
Çünkü mecliste etkili olan şey sadece ne söylendiği değil,
nasıl söylendiğidir.
—
Peki ne yapılmalı?
Önce şu kabul edilmeli:
Meclis sadece konuşma yeri değil, aynı zamanda anlaşma zemini.
Sorular sorulacaksa yanıt verecek yapı net olmalı.
Eleştiri yapılacaksa karşılığı olan bir dil kurulmalı.
Ve en önemlisi, hız değil netlik öncelik olmalı.
Çünkü hızlı konuşmak değil, anlaşılır konuşmak etki yaratır.
—
Dünkü manzara bize şunu gösterdi:
Sorun sadece neyin tartışıldığı değil,
nasıl tartışıldığı.
Ve belki de en kritik soru şu:
Biz gerçekten birbirimizi ikna etmeye mi çalışıyoruz… yoksa sadece konuşarak haklı çıkmaya mı?