LGS yaklaşırken ebeveynlerin aklında aynı sorular dönüyor:
“Nasıl davranmalıyım?”
“Ne söylersem onu rahatlatırım?”
“Ya başarısız olursa?”
Ama belki de en doğru yerden başlamıyoruz.
Çünkü sınav günü çocuğunuzdan çok, sizin duygularınız belirleyici olur. Çocuk, en çok sizin taşıyamadığınız kaygıyı taşır. Siz sakin görünmeye çalışsanız bile, sesinizin tonu, bakışınız, küçük mimikleriniz… Hepsi onun dünyasında karşılık bulur.
Ebeveynlerin en sık yaptığı hatalardan biri, motivasyon ile baskıyı karıştırmak.
“Yaparsın, güveniyorum” cümlesi bazen çocuğun zihninde şöyle yankılanır:
“Yapamazsam hayal kırıklığı olurum.”
O yüzden belki de en güçlü cümle şu:
“Sonuç ne olursa olsun, biz iyiyiz.”
Bir diğer kritik nokta: Kontrol etme isteği.
Sınav sabahı “şunu unutma, bunu yap” diye peş peşe gelen cümleler aslında bir mesaj taşır:
“Tek başına yeterli değilsin.”
Oysa çocuk o sabah bilgiye değil, güven duygusuna ihtiyaç duyar.
Bazı ebeveynler için bu sınav, sadece çocuğun değil kendi geçmişlerinin de sınavıdır.
Kendi kaçırılmış fırsatları, yarım kalmış hayalleri…
Farkında olmadan çocuğun omzuna bırakılır.
Ama bu sınav sizin değil.
Sınav sonrası ise başka bir kırılma anı başlar.
Çocuk kapıdan çıktığında çoğu ebeveynin ilk sorusu bellidir:
“Nasıl geçti?”
Oysa çocuk o an şunu merak eder:
“Ben sana nasıl görünüyorum?”
Belki de o an yapılacak en doğru şey, analiz değil temas kurmaktır.
Birlikte yürümek, birlikte susmak, birlikte nefes almak…
Unutmayalım:
Bu sınav bir sonuç üretir ama bir değer belirlemez.
Bir puan, bir çocuğun kim olduğunu anlatmaz.
Ve asıl mesele şu:
Sınavdan sonra çocuğunuz size daha mı yakın olacak…
yoksa biraz daha uzak mı?
Belki de ebeveynlik tam olarak burada başlıyor.