Dün yine Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeydim.
Ama bu kez dikkat çeken şey, konuşulanlardan çok dengesi bozulan tabloydu.

Bir süredir meclise katılmayan isimlerden biri olan Umut Yılmaz’ın bu toplantıda yer alması dikkat çekti.
Tam tersine, bu kez de bir başka isim, Mehmet Haz, yoktu.

İnsan ister istemez şunu düşünüyor:
Bu katılımlar bir düzenin parçası mı, yoksa anlık tercihler mi?

Çünkü meclis, süreklilik isteyen bir yer.
Devamlılık zayıfladığında, temsil de zayıflar.
Sürekliliğin kırıldığı yerde aidiyet de zayıflar.

Zaten genel katılım oranı da oldukça düşüktü.
Ama asıl mesele sayı değil, içerikti.
Orada olma hali de zayıftı.

CHP Meclis Üyesi Hasan Şencan’da belirgin bir değişim vardı.
Daha sakin, daha net ve anlaşılır bir dil…
Sorularını açık şekilde sorup cevap bekleyen bir tutum.
Bu da kontrolün ve zihinsel hazırlığın işaretiydi.

Buna karşılık, Ersin Atar’ın konuşma tarzı yine dikkat çekiciydi.
Hızlı, dağınık ve gerilimi yükselten bir anlatım…

Konuya ortasından giren, bağlam kurmadan ilerleyen, dinleyene anlam kurma fırsatı bırakmayan bir tempo.

Sonuç?

Söz var ama anlam yok.

Mecliste bazen hız artıyor, ses yükseliyor. Ama bu, anlatımı güçlendirmiyor. Tam tersine, içeriği dağıtıyor. Çünkü hız arttıkça düşünce geride kalıyor.

Bir başka dikkat çeken başlık ise şuydu:

Gündem maddelerinin önemli bir kısmı muhalefet tarafından dava konusu yapılıyor. Özellikle imar başlığında, “sürece son anda müdahale edildi” yönündeki ifade akıllarda soru işareti bıraktı. Bu bir iddia. Ama şu soruyu da beraberinde getiriyor:

Kararlar planlı mı ilerliyor, yoksa süreç içinde mi toparlanıyor?

Ve belki de daha derinde şu var:
Güven zayıfsa, süreçler daha çok sorgulanır.

Bir diğer tartışma ise ilçe belediyelerinin sorunlarının büyükşehire taşınmasıydı.

“Şık değil” denildi.

Ama çözülmeyen bir mesele varsa, bunun konuşulacağı yer neresi?

Sorun varsa, konuşulmalı. Konuşulmuyorsa, sorun büyür.

Dün dikkat çeken bir başka an ise parti değiştirerek gelen bir meclis üyesinin konuşmasıydı.

Heyecan, tutukluk, cümle kurmakta zorlanma… Bu da rol ile hazırlık arasındaki mesafeyi gösteriyordu. İnsan şu soruyu sormadan edemiyor:

Kendi sözünü kuramayan biri, toplum adına nasıl söz kurar?

Azınlıkta kalan partiler ise neredeyse görünmezdi. Varlıkları hissedilmiyor, etkileri anlaşılmıyordu.
Sessiz kalan yapı zamanla etkisini de kaybeder.

Dünkü tablo şunu gösterdi:

Meclis sadece bulunulan bir yer değil, hazırlıklı olunması gereken bir yer.

Orada olmak yetmez. Anlatmak, dinlemek, anlamak gerekir.

Aksi halde koltuklar dolu olur… ama temsil eksik kalır.