Eğitim Sen Gaziantep Şubesi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/70 sayılı genelgeye tepki göstererek, düzenlemenin eğitim sistemini tek tipleştirdiğini ve öğretmenlerin mesleki özerkliğini sınırlandırdığını belirtti.

Eğitim Sen Gaziantep Şubesi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 19 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan 2026/70 sayılı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Sendika, genelgenin eğitim sisteminin kamusal, bilimsel, laik, çoğulcu ve demokratik niteliğini güçlendirmekten uzak olduğunu belirterek tepki gösterdi.

“Eğitim ideolojik hedeflere göre şekillendirilmemeli”

Eğitim Sen Gaziantep Şubesi açıklamasında, genelgenin eğitim süreçlerinin merkezden daha ayrıntılı biçimde belirlenmesini, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin eğitim sistemine yerleştirilmesini ve öğretmenlerin daha fazla denetlenmesini öngördüğünü ileri sürdü.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Millî Eğitim Bakanlığı tarafından 19 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanan 2026/70 sayılı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi, yeni eğitim öğretim yılında okullarda uygulanacak politikaları düzenlemektedir. İlk bakışta rutin bir idari metin görünümünde olan genelge, bütünlüklü olarak incelendiğinde eğitim sisteminin ideolojik bir doğrultuda yeniden yapılandırılmak istendiğini göstermektedir. Genelgenin temel yaklaşımı; eğitimin kamusal, bilimsel, laik, çoğulcu ve demokratik niteliğini güçlendirmekten, öğretmenlerin mesleki özerkliğini geliştirmekten ve eğitim sisteminin yıllardır çözülmeyen yapısal sorunlarına çözüm üretmekten uzaktır. Aksine eğitim süreçlerinin merkezden daha ayrıntılı biçimde belirlenmesi, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin bütün eğitim sistemine yerleştirilmesi, öğretmenlerin daha fazla denetlenmesi ve okulların Bakanlığın belirlediği ideolojik, kültürel ve dijital çerçeveye göre biçimlendirilmesi amaçlanmaktadır.“

“Maarif Modeli okul yaşamının tamamını belirlememeli”

Sendika, genelgede Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne yapılan atıfların yalnızca müfredatla sınırlı kalmadığını, okul yaşamının farklı alanlarına da yayıldığını ifade etti.
“Genelgenin hemen her bölümünde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeline yapılan göndermeler, modelin yalnızca öğretim programlarını değil okul yaşamının tamamını belirleyen bir yapıya dönüştürülmek istendiğini göstermektedir. Öğretmenlerin mesleki eğitiminden sosyal etkinliklere, okul dışı öğrenmeden dijital platformlara ve seçmeli derslere kadar pek çok alan Maarif Modeli üzerinden tarif edilmektedir. Öğretmenlerin ÖBA üzerinden hazırlanan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli eğitim paketlerinin “tüm modüllerini tamamlamalarının sağlanması” istenmesi de bu yaklaşımın örneklerinden biridir. Öğretmenin mesleki gelişimi kuşkusuz önemlidir. Ancak mesleki gelişim, Bakanlığın politikalarının tek yönlü biçimde aktarılmasıyla değil; öğretmenlerin ihtiyaçları, bilimsel gelişmeler ve eğitim emekçilerinin demokratik katılımıyla planlanmalıdır. Genelgede “Köklerden Geleceğe” yaklaşımı doğrultusunda Türk dünyasının ve “gönül coğrafyamızın” ortak tarih, kültür ve medeniyet birikiminin öğrencilere benimsetilmesi istenmekte, kullanılacak materyaller dahi Bakanlık tarafından belirlenmektedir. Çocukların farklı tarihleri ve kültürleri öğrenmeleri değerlidir. Sorun, bunların belirli bir kültürel kimlik ve siyasal perspektif üzerinden sunulmasıdır.“

Anadilde eğitim çağrısı

Eğitim Sen, Türkiye’nin çok dilli ve çok kültürlü yapısına dikkat çekerek eğitim sisteminde çoğulculuğun esas alınması ve çocukların anadillerinde eğitim hakkının güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.

YKS’de dikkat çeken sonuç! Devlet üniversiteleri yüzde 99,5 doldu
YKS’de dikkat çeken sonuç! Devlet üniversiteleri yüzde 99,5 doldu
İçeriği Görüntüle

“Türkiye çok dilli, çok kültürlü ve çok kimlikli bir toplumsal yapıya sahiptir. Eğitim sistemi bu çoğulculuğu yok saymamalıdır. Türkçenin yanı sıra Kürtçe, Arapça, Ermenice, Rumca, Gürcüce, Lazca, Çerkes dilleri ve bu coğrafyada yaşayan diğer halkların dilleri, kültürleri ve tarihleri de çoğulcu bir eğitim anlayışı içinde yer almalıdır. Çocukların kendi anadillerinde eğitim hakkı güvence altına alınmalıdır. Genelgede öğrencilerin eleştirel düşünme ve medya okuryazarlığı becerilerinin geliştirilmesinden söz edilirken, hemen ardından Bakanlığın hazırladığı “Haberimiz Olsun” platformundaki içeriklerin derslerde kullanılması ve bu yolla “dezenformasyonla mücadele” edilmesinin öngörülmesi ciddi bir çelişkidir. Medya okuryazarlığı, Bakanlığın belirlediği haberlerin öğrencilere aktarılması değildir. Öğrencilerin farklı haber kaynaklarını karşılaştırması, kaynağı sorgulaması, bilgi ile yorum arasındaki farkı görebilmesi, propaganda ve manipülasyon yöntemlerini tanıyabilmesi gerekir. Bakanlığın kendi belirlediği içeriklerin “doğru bilgi” olarak sunulması eleştirel düşünceyi geliştirmek yerine sınırlandırabilir. Genelgenin en belirgin çelişkilerinden biri öğretmenlere ilişkin yaklaşımda ortaya çıkmaktadır. Bir taraftan öğretmenlerin mesleki itibarlarının korunması, görüşlerinin alınması ve karar süreçlerine katılımlarının sağlanması gerektiği belirtilirken diğer taraftan öğretmenin hangi eğitim modüllerini tamamlayacağından hangi dijital platformları kullanacağına ve ne giyeceğine kadar ayrıntılı talimatlar verilmektedir.“

“Öğretmenin saygınlığı kıyafetle sağlanmaz”

Açıklamada, genelgede öğretmenlerin önlük giymesine ilişkin düzenlemeye de tepki gösterildi.

“Öğretmenlerin “önlük giymeleri” açıkça istenmekte ve bunun millî eğitim müdürlüklerince takip edilmesi talimatı verilmektedir. Oysa öğretmenlik mesleğinin saygınlığı kıyafetle değil; öğretmene verilen toplumsal değer, ekonomik ve özlük hakları, mesleki özerklik ve demokratik çalışma koşullarıyla sağlanır. Bakanlığın önceliği öğretmenin ne giyeceğini takip etmek değil; öğretmenin insanca yaşayabileceği koşulları sağlamak, öğretmene yönelik şiddeti önlemek ve mesleki kararlarına saygı göstermek olmalıdır. Genelgede norm kadro fazlası öğretmenlerin herhangi bir takvime bağlı olmaksızın ihtiyaç bulunan eğitim kurumlarına atanmaları, kendilerine ders görevi verilemeyen öğretmenlerin ise Millî Eğitim Akademisinde eğitime alınarak öğretmen ihtiyacı bulunan “diğer alanlarda” görevlendirilmeleri öngörülmektedir. Bu yaklaşım, öğretmenlerin eğitimini aldıkları branş dışında görevlendirilmelerinin önünü açması açısından kabul edilemezdir. Öğretmenlik, kısa süreli bir eğitimle farklı bir branşta sürdürülebilecek bir meslek değildir. Her öğretmen kendi alanında akademik ve pedagojik eğitim alarak yetişmektedir. Öğretmen açığının çözümü, öğretmenleri alanları dışında görevlendirmek değil, ihtiyaç bulunan branşlara yeterli sayıda kadrolu öğretmen atamaktır. Norm fazlası sorununun sorumlusu öğretmenler değildir. Yanlış norm planlamasının, değiştirilen ders çizelgelerinin, okul dönüşümlerinin ve Bakanlığın istihdam politikalarının sonucu öğretmenlere yüklenemez.“

Sınıf mevcutları ve dijital denetim eleştirisi

Eğitim Sen, sınıf mevcutlarının azalması halinde şubelerin birleştirilmesi ve eğitimde dijital platformların yaygınlaştırılması yönündeki düzenlemelere de itiraz etti.
“Genelgede sınıf mevcutlarının azalması halinde sınıf şubelerinin birleştirilmesi de istenmektedir. Şubelerin yalnızca öğrenci sayısı ve bina kapasitesi üzerinden bir “verimlilik” anlayışıyla birleştirilmesi, sınıf mevcutlarının artmasına, öğrencilerin mağdur olmasına ve öğretmenlerin norm fazlası durumuna düşmesine neden olacaktır. Eğitimde verimlilik, daha az öğretmenle daha fazla öğrenci okutmak değil; sınıf mevcutlarını küçültmek ve her öğrencinin daha nitelikli eğitim almasını sağlamaktır. Yeni EBA, MEBİ, OGM Materyal, HEMBA, Velivizyon ve yapay zekâ destekli DİLİM gibi Bakanlık platformlarının yaygınlaştırılması, farklı sistemlerden elde edilen verilerin analiz ve tahmin amacıyla kullanılmasının öngörülmesi de genelgenin dijital denetim boyutunu göstermektedir. Dijital teknolojilerin eğitimde kullanılması tek başına olumsuz değildir. Ancak öğrenci ve öğretmen verilerinin hangi amaçlarla kullanılacağı, ne kadar süre saklanacağı, kimlerle paylaşılacağı ve yapay zekâ sistemlerinde nasıl değerlendirileceği açık, şeffaf ve denetlenebilir olmalıdır. Dijitalleşme, öğretmeni ve öğrenciyi sürekli veri üreten ve merkezden izlenen nesnelere dönüştürmemelidir. Genelgede okul öncesi öğretmenleri ile ilkokul 1, 2 ve 3. sınıf öğretmenlerinin çeşitli yetersizlikler açısından risk altındaki öğrencileri belirlemek amacıyla “Eğitsel Tarama ve Değerlendirme Bataryası” kullanması da öngörülmektedir. Çocukların ihtiyaçlarının erken belirlenmesi önemlidir. Ancak öğretmenlerin hangi eğitimi alacağı, kullanılan araçların bilimsel geçerliliği, kişisel verilerin nasıl korunacağı ve yanlış değerlendirmelerin çocukların etiketlenmesine yol açmasının nasıl önleneceği açıklığa kavuşturulmalıdır. Özel gereksinimli çocukların eğitimi, yeterli sayıda özel eğitim öğretmeni, psikolojik danışman, uzman ve destek personeli istihdam edilmesini gerektiren kamusal bir sorumluluktur.“

“Eğitimin temel sorunlarına çözüm yok”

Sendika, genelgede eğitim sisteminin temel sorunlarına ilişkin yeterli ve somut çözüm bulunmadığını belirtti.

“Genelgede öğretmenin önlüğünden kullanılacak dijital platformlara, veli randevularından sosyal etkinliklere kadar son derece ayrıntılı düzenlemeler yer alırken, eğitim sisteminin yıllardır çözülmeyen temel sorunlarına ilişkin aynı ölçüde somut adımlar bulunmamaktadır. Okulların yeterli ve doğrudan kamu bütçesiyle desteklenmesi, her okula yeterli sayıda kadrolu yardımcı hizmetli ve temizlik personeli istihdam edilmesi, öğrencilere bir öğün ücretsiz yemek ve temiz içme suyu sağlanması, ücretli öğretmenliğin sona erdirilmesi, öğretmen açığının kadrolu ve güvenceli atamalarla kapatılması, kalabalık sınıfların azaltılması, depreme dayanıksız okulların dönüştürülmesi ve ikili eğitimin sona erdirilmesi gibi başlıklarda somut adımlar atılması gerekirken, genelgede bu temel sorunların hiçbirine yönelik somut bir çözüm yoktur. Genelgede kayıt sırasında velilerden zorunlu ücret alınmamasının istenmesi doğrudur ancak yeterli değildir. Okullara ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli bütçe ayrılmadan yalnızca “veliden para alınmayacak” demek sorunu çözmez. Kamusal eğitim, okulun temel ihtiyaçlarını velilerin cebinden değil kamu bütçesinden karşılamakla mümkündür. Eğitim Sen olarak yıllardır altını çiziyoruz, eğitim iktidarların kendi siyasal ve ideolojik hedeflerine göre biçimlendireceği bir alan değildir. Öğretmenlerin ihtiyacı önlük talimatı değil; insanca yaşayabilecekleri ücret, güvenceli çalışma, mesleki itibar ve mesleki özerkliktir. Okulların ihtiyacı daha fazla proje, platform ve bürokratik veri girişi değil; yeterli bütçe, yeterli öğretmen, kadrolu yardımcı personel ve güvenli eğitim ortamlarıdır.“

“Çocukların ihtiyacı özgür ve demokratik eğitim”

Eğitim Sen Gaziantep Şubesi, açıklamasının sonunda eğitim sisteminin demokratik, bilimsel ve çoğulcu bir anlayışla yeniden ele alınması çağrısında bulundu.

“Çocukların ihtiyacı, kendilerine ne düşüneceklerinin öğretildiği, ideolojik yönlendirmeye ve tek tipleştirmeye dayalı bir eğitim sistemi değil; bilimsel bilgiye ulaşabildikleri, düşünmeyi, sorgulamayı, eleştirmeyi ve üretmeyi öğrenebildikleri, farklılıkların eşit ve özgür biçimde var olabildiği, demokratik katılımı ve birlikte yaşamı esas alan özgür ve demokratik bir eğitim ortamıdır. Eğitim Sen olarak eğitim sisteminin kamusal, parasız, bilimsel, laik, demokratik, cinsiyet eşitlikçi ve anadilinde eğitim hakkını güvence altına alan bir yapıya kavuşturulması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz. MEB’e çağrımız nettir: Öğretmenlerin kıyafetinden başlayarak okul yaşamının her ayrıntısını merkezden kontrol etmeye çalışmak yerine eğitim emekçilerinin sesini dinleyin. Norm fazlası sorununu öğretmenleri resen atamalarla yerinden ederek ya da alanları dışında görevlendirerek değil, öğretmen ihtiyacını, okul ve derslik sayılarını, öğrenci mevcutlarını ve alan ihtiyaçlarını esas alan sağlıklı bir norm kadro planlamasıyla çözün. Okulların bütçe ve personel ihtiyacını kamusal kaynaklarla karşılayın. Öğretmen açığını kadrolu ve güvenceli atamalarla giderin. Eğitim, çocukların ve toplumun geleceğidir. Bu gelecek tekçi, piyasacı ve merkezî politikalarla değil; öğretmenlerin, öğrencilerin, velilerin ve eğitim bileşenlerinin demokratik katılımıyla kurulmalıdır. Eğitim Sen, eğitim ve bilim emekçilerinin haklarını, çocukların üstün yararını ve herkes için eşit, özgür, nitelikli kamusal eğitim hakkını savunmaya devam edecektir.“

Kaynak: Haber Merkezi