Gaziantep’in tarihi dokusunu en güçlü şekilde yaşatan bölgelerden biri olan Bey Mahallesi, restore edilen yapıları, taş mimarisi ve kültürel mirasıyla kentin önemli cazibe merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.
Mahallede çok sayıda yapı butik otel, kafe, restoran ve kültür sanat merkezine dönüşürken, bazı aileler ise tarihi Antep evlerinde yaşamaya devam ediyor.
Bey Mahallesi’nde ailesiyle birlikte tarihi bir Antep evinde yaşayan İbrahim Sayın, çocukluğunun geçtiği yapıyı kendi imkânları ve yakınlarının desteğiyle restore ederek koruduğunu anlattı.

“Bu evde çocukluğum geçti”
Evin geçmişinin yüzlerce yıl öncesine dayandığını belirten Sayın, yapının geleneksel Antep mimarisinin özelliklerini taşıdığını söyledi. Sayın, evin ağırlıklı olarak taş kullanılarak inşa edildiğini ve geleneksel Antep evlerinin önemli unsurlarından biri olan “hayat” bölümünün halen yaşam alanı olarak kullanıldığını ifade etti.

Sayın, “Bu ev çok eski tarihlere dayanıyor. Belki 100-300 sene, belki daha fazla. Özelliği biraz havara taş kullanması. Bir de bizim Antep şivesiyle ‘hayat’ dediğimiz bölüm var. Kışın üstü, yazın altı kullanılır” dedi.
Tarihi evin kendisi için yalnızca bir yapı olmadığını dile getiren Sayın, çocukluğunun bu evde geçtiğini belirterek, “Ben bu evin içinde dolaştığımda çocukluğum aklıma geliyor. Dedemin, nenemin sesleri ve görüntüleri sanki hâlâ burada” sözleriyle duygularını anlattı.

“Apartman dairesiyle bu evler kıyas edilmez”
Bey Mahallesi’nin zaman içerisinde önemli bir dönüşüm yaşadığını söyleyen Sayın, mahallenin bugün müzeler, butik oteller, kafeler ve restoranlarla yeniden canlandığını aktardı.
Kendi evini de ticari bir işletmeye dönüştürmek yerine ailesiyle yaşamak için restore ettiğini belirten Sayın, “Biz burayı ticari bir alan yapmayı hiç düşünmedik. Ben bu evi tadilat edip ailemle beraber oturmak için yaptım” ifadelerini kullandı.

Tarihi evlerin sunduğu yaşamın apartman hayatından farklı olduğunu vurgulayan Sayın, açık alan ve avlunun aile yaşamına önemli bir katkı sağladığını söyledi. Sayın, “Apartman dairesiyle bu evler kıyas edilmez. Buranın saadeti açık alan, ferah. Çocuklar bir tarafta oynuyor, biz burada açık havada oturuyoruz” dedi.
“Bakarsan bağ, bakmazsan dağ”
Sayın, geçmişte mahalledeki birçok tarihi yapının bakımsız ve harabe durumda olduğunu, yapılan restorasyonlarla bölgenin yeniden hayat bulduğunu ifade etti.
Bey Mahallesi’nin turizme kazandırılmasının önemli olduğunu belirten Sayın, “Buradaki evlerin çoğu viraneydi. Şimdi restore edildi, butik oteller, müzeler ve farklı kültür alanları oluştu. Turistler burada geziyor, bizim tarihimizi görüyor. Bundan çok memnun oluyorum” diye konuştu.

Tarihi yapıların korunmasında bireysel çabanın da önemli olduğuna dikkat çeken Sayın, “Atalarımızın bir lafı var: Bakarsan bağ, bakmazsan dağ. Biz memleketimize bakmalıyız ki güzel olsun. Bu Gaziantep bizim memleketimiz. Sahip çıkmamız, bakmamız lazım” dedi.
Bey Mahallesi yaşayan bir açık hava müzesi
Osmanlı’dan günümüze uzanan çok kültürlü geçmişiyle dikkat çeken Bey Mahallesi, geleneksel Antep evleri, taş sokakları ve tarihi yapılarıyla Gaziantep’in kültürel hafızasını yaşatıyor.
Geleneksel evlerde dışarıya kapalı mimari anlayışın yanında “hayat” adı verilen avluların bulunması, bölgenin iklimine ve yaşam kültürüne özgü mimari özellikleri ortaya koyuyor. Tarihi evlerin kapılarındaki farklı büyüklükteki tokmaklar da geçmişteki komşuluk ve misafirlik kültürünün dikkat çekici ayrıntıları arasında yer alıyor.

Mahalle aynı zamanda Gaziantep’in Kurtuluş Savaşı’ndaki direnişinin izlerini taşıyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 yılında Gaziantep’i ziyareti sırasında Bey Mahallesi nüfusuna kaydedilmesi de mahallenin tarihindeki önemli dönüm noktalarından biri olarak öne çıkıyor.
Bugün müzeler, sanat alanları, butik oteller ve geleneksel işletmelerle yeniden canlanan Bey Mahallesi, geçmişin izlerini modern yaşamla buluşturuyor. Ancak İbrahim Sayın gibi tarihi evlerinde yaşamayı sürdüren aileler sayesinde mahalle yalnızca ziyaret edilen bir tarihi alan değil, aynı zamanda yaşayan bir kültür mirası olmayı sürdürüyor.
FotoMuhabir; Kevser Akıl, Kübra Bilben, Zeynep Yıldırım




