Sevgili Dostlar,

Hayat, hayatı tek yönlü yaşayanlar için çok nankör. Hayatımızı sadece bir konuya odaklayıp hayatın kalanıyla bağlarımızı kopardığımızda hayatımızın bir noktasında yalnız ve geride kalıyoruz.

Doğduğumuz andan itibaren çevremizle kurduğumuz iletişimi düşünelim. Bebekken ebeveynimize muhtacız. Ergenlikle birlikte kendi kararlarımızı verip bağımsızlaşmaya başlıyoruz. 20’li yaşlarda, hayatımızın geri kalanını etkileyecek seçimler yapıyoruz; mesleğimizi ve hayat arkadaşımızı seçiyoruz. Bu noktada başlıyor bir koşturmaca. İş, güç, çocuk, okul derken çoğumuz kendimizi, bizi biz yapan tutkularımızı ikinci plana atıyoruz. Aylarca bir kitap okumadan geçiyor, son çıkan filmleri takip etmiyoruz veya bizi mutlu eden, yaşamla aramızdaki köprüyü muhafaza eden hobilerimizi, tutkularımızı bir kenara atıyoruz. Ta ki çocuklar büyüyüp kendi yollarını çizene kadar veya o çok sevip yıllarca emek verdiğimiz işimiz bizi bırakana kadar veya bir gün ailemiz yitip gidene kadar. İşte bu noktada dönüp kendimize baktığımızda tutunacak bir dalımızın olması, bizi biz yapan uğraşlarımızın olması oksijen tüpümüz olacak.

Köşemi takip edenler bilirler. 21 yıllık yoğun kurumsal hayat kariyerime bir ay evvel ara verdim. Yorulmuştum, dinlenmeye ihtiyacım olduğunu anladım ve işten ayrıldım. Ayrıldığımdan beri hem dinleniyorum hem de bundan sonraki aşamada (henüz çalışmayı bırakmak için çok gencim) ne yapabileceğime bakıyorum. Sabah eşim işe çocuklar okula gittikten sonra ne yapacağımı şaşırıyorum. Dışarıda zorunlu işlerim varsa bunların peşinde koştururken zaman geçiyor, sıkıntı yok. Ancak bir gün evden dışarı çıkmazsam evde ne yapacağımı şaşırıyorum. Kitap mı okusam, yeni bir iş mi baksam, yemek mi yapsam, kararsız bir şekilde günün sonuna geliyorum. Şunu fark ettim ki çok uzun yıllar yoğun ve tempolu mesai yaparken  yaşamla bağlarım zayıflamış, hatta yok olmaya yüz tutmuş. Sadece çalışmışım, etrafımda olan bitene seyirci kalmışım, hayatın gerisinde kalmışım. İstanbul’un karmaşasının ve zamanı göz açıp kapayana kadar elimizden almasının da bunda payı var tabi. Arkadaşlarımı uzun zamandır aramamışım, aileyi uzun zamandır ziyaret etmemişim, uzun zamandır sinemaya, tiyatroya gitmemişim. Allahtan bu köşede yazıp içimi dökmeye başladım da benim için ufak da olsa güzel bir pencere açıldı.

İşten ayrıldığımdan beri bir kitap bitirdim, ikinciye başladım. Arkadaşlarımızı eve yemeğe davet ettim, eşimle daha çok sohbetleşip birbirimize vakit ayırmaya başladık. Netflix’te Suits isimli bir diziye dadandık, her gece 2 bölüm izliyoruz. Ayrıca uzmanı olduğum alanda seminerler vermeye başlıyorum. Şimdiye kadar öğrendiklerimi yeni nesile aktarmak için. Bunlar beni son derece mutlu ediyor ve yaşama sımsıkı bağlı kalmamı sağlıyor.

Tekrar işe dönecek miyim? Evet. Yine yoğun mu olacak? Tabi, çalışmayana ekmek yok. Ancak bu sefer iş devam ederken hayatla bağlarıma da sımsıkı sarılacağım. Bu köşede yazmaya devam etmek gibi.

Hayat tek iş veya tek aileden ibaret değil. Hayat sizsiniz, kendiniz. Yaşantınızda her ne ile meşgul olursanız olun sizi siz yapan, hoşunuza giden aktiviteleri ve hobileri mutlaka yaşatın. Yaşatın ki hayatınızdaki mecburiyetler ve insanlar şu veya bu sebeple hayatınızdan çıktığında yaşama devam edebileceğiniz bir kulvarınız olsun.


“Tutkunuz geçici bir merak değildir, hatta hobi bile değildir. Bir tutku yoğun olarak anlamlı birşeydir ve kimliğinizin özüdür.”
                                             Carmine Gallo

Sağlıcakla kalın,