Hasan Ali’nin Türk halkına en güzel armağanı dünyaya gelmesini sağladığı oğlu, büyük şairimiz Can Yücel’dir. Onun bize tek armağanı Can mı? Değil elbette. Türkiye Cumhuriyetinin çağdaşlaşması açısından eğitime en büyük katkıyı yapan kişidir o.

Yücel, sadece Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemlerde hizmet etmemiştir eğitimimize. Muhalefetteyken bile sonsuz güzel katkılarda bulunmuştur. Onun öldüğü gün İsmet İnönü’nün şu demeci kulaklarımdan hiç çıkmaz:

“Hasan Ali Yücel’in eğitimimize yaptığı hizmetlerden daha mürekkebi kurumayanlar bile çoktur.

Onu bana ilk sevdiren bir köy öğretmeniyle ilgili anısıdır:

Öğretmen okulunu yeni bitiren genç bir öğretmen atandığı köye gider, göreve başlar. Köye gelirken yanında bakanlığın bir buyruğunu da getirmiştir. Bu buyruğa göre, öğretmenler çalıştıkları köyde istedikleri araziyi devlet adına alacaktır. Orayı ekip biçecektir. Geliri kendisine ait olacaktır.

Genç öğretmen arar tarar, uygun bir arazi bulur. Ama sahibi burayı satmak istemez. Neden? Çünkü o cumhuriyetin neslini hala kurutabilmeyi başarmadığı köy ağalarından biridir.

Ağa arazi satar mı hiç? Ağa arazi alır. Öğretmenle tartışırlar. Ağa, “Git başını en büyük taşa vur “ der. Bir öğretmen için baş vurulacak en büyük taş kimdir? Milli Eğitim Bakanıdır. O da oturur bir dilekçe yazar. Olanları anlatır bakana.

Dilekçe Milli Eğitim Bakanının eline geçtiğinde, Hasan Ali Yücel tüm işlerini bir yana bırakır, atlar özel bir uçağa. Söz konusu olan köye iner. Sorunu çözümler, döner. Arazi artık devletindir. Öğretmen orayı ekip biçecektir.

Burada söz konusu olan bir öğretmene arka çıkmak değildir. Bir köy ağasını küçük düşürmek değildir. Devletin prestijini korumaktır. Devlet bu böyle olacak diyorsa, böyle olmalıdır. Ayrıca, devletin öğretmenine sahip çıkması da az güzel şeylerden değildir elbette ki…

Bu öyküyle aşık olduğu Milli Eğitim Bakanımın bir mimar olduğunu öğrenen çocuk kalbim o zamanlar daha da coşmuştu. Köy Enstitülerinin Baş Mimarıydı O.

Hasan Ali Yücel’in dev hizmetlerinden biri de Türk Klasikleri ile Dünya Klasiklerini okurlara kazandırması olmuştur. Yüzlerce Ciltlik kitap Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında çıkmıştır. Bu kitaplar, onlarca Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevinde, sudan ucuz denilebilecek fiyatlarla okurlara sunulmuştur.

Ben de çocukluğumdan başlayarak yararlandım o kitaplardan. Kendirli Kilisesi ile Şimdiki Öğretmenevi’nin yeri eskiden Halkevi’ydi. Gaziantep’in Milli Eğitim Bakanlığı Yayınevi, Halkevinin karşısındaydı. Boyumdan yüksekteydi vitrini oranın. Kitapları görebilmek için ayaklarımın ucuna basarak yükselirdim.

Beş kuruşluk, on kuruşluk harçlıklarımla bile çok kitap almışımdır oradan. Yayınevinin müdürü Mazhmahorlu Hüseyin Gül’dü. Güleç bir insandı bu güzel insan. Kitapları daha çok sevmenizi sağlardı onun sevecenliği.

Biz yine bu eserleri bize kazandıran büyük insana dönelim: Cumhuriyet aydınlanmasını yaratanların en seçkinlerinden biriydi Hasan Ali Yücel. O aynı zamanda şair, yazar, felsefeci, araştırmacı gibi çok yönlü bir kişiliğe sahipti.

Yücel 1923 yılında, İzmir’de çalışan 26 yaşında genç bir öğretmendir.  Atatürk İzmir’e bir toplantıya geldiğinde, orada Atatürk’e sorar:

“Bir yanda modern eğitim, bir yanda medreseler… Bu ikili eğitim daha ne kadar sürecek Paşam?”

Bu soru Atatürk’ün çok hoşuna gider. “Bu, senin gibi özverili öğretmenlerin çabalarına bağlıdır çocuk. Sizlere güveniyorum, inanıyorum. Bu güven ile inanç umarım ki istediğimiz sonucu çok yakın bir zamanda yakalayacaktır.”

Yücel, yokluklar içinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarafından 1927 yılında bilgisini görgüsünü artırmak için bir yıllığına Fransa’ya gönderilir. 1933 yılında Cumhuriyetin genç bir müfettişidir.

Atatürk’ün ölümünün hemen ardından 28 Aralık 1938’de Milli Eğitim Bakanı olur. Bu görevde 7 yıl 7 ay 7 gün kalır. Karşı devrimin bütün azgınlığıyla Cumhuriyet aydınlanmasına karşı harekete geçildiği bir dönemde, artık yapabileceği bir şey kalmadığını görmenin acısıyla bu görevinden 5 Ağustos 1946’da istifa ederek ayrılır.

Hayan Ali Yücel’in boyunca kitapları var. Yücel, görevden ayrıldıktan sonra da kültür hizmetlerini sürdürerek Ulus ve Cumhuriyet gazetelerinde yazarak ve halkını aydınlatmayı sürdürdü.

26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul'da yaşama veda etti. Oğlu Can Yücel babasına olan sevgisini şu dizelerle anlatıyor.

 HAYATTA BEN EN ÇOK BABAMI SEVDİM

 Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk

Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek

Nasıl koşarsa ardından bir devin,

O çapkın babamı ben öyle sevdim.

 

Bilmezdi ki oturduğumuz semti,

Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi!

Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.

Atlastan bakardım nereye gitti,

Öyle öyle ezber ettim gurbeti.

 

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,

40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,

Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!

Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,

Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

 

En son teftişine çıkana değin

Koştururken ardından o uçmaktaki devin,

Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için

Açıldı nefesim, fikrim, canevim.

Hayatta ben en çok babamı sevdim

CAN YÜCEL