Sevgili Okuyucular,
Daniel Goleman’in Duygusal Zeka kitabından esinlenerek hazırladığımız yazı dizimize devam ediyoruz.
Bu yazı dizisini hazırlamamın sebebi, duygularımızın anatomimizle olan bağlantısını anlama isteğim. Daniel Goleman’in kitabı bu konuda harika bir kaynak. Tüm sorularımı, hatta sormadıklarımı cevaplıyor.
Bugün, duygularımızın nasıl darbe yaparak beynimizin ve vücudumuzun kontrolünü ele geçirebildiğini inceleyeceğiz.
İnanılmaz enteresan bir durum.
Zira insanlar olarak yaşam boyu sürekli ne kadar akıllı veya zeki olduğumuzdan dem vurur, onlarca sınavlara/değerlendirmelere girer ve ekseriyetle en yüksek notu almaya çalışırız. Ancak tüm bu zihin yarışında duygulardan neredeyse hiç bahseden olmaz. Halbuki bilsek ki duyguların zihnimize darbe yapabilme gücü var ve hatta bunu sık sık yapabilir, o vakit duygularımıza daha ehemmiyetle yaklaşacağımıza eminim.
Sinir sistemimizi, zihnimizi ve vücudumuzu ele geçirme yetisine sahip olan şey aslında duygularımız değil duygusal patlamalarımız. Özellikle aşırılık içeren duygularımızı kontrol altına almadığımızda beynin limbik kısmında bulunan amigdala alarm zilleri çalmaya başlıyor ve beynin tüm bölgelerine “acil durum var, taarruza hazır olun!” emri veriyor. Yani bir nevi beyni işlevsiz bırakarak idareyi ele alıyor. Beynin düşünen, rasyonel kısmı olan neo-korteksin düşünmeye vakti kalmadan limbik beyin tüm kontrolü ele geçiriyor. Bu esnada limbik beyin ve bunun hemen alt kısmında bulunan amigdala beyni kontrol altına aldıkları için beyin taarruza geçmeye hazır hale geliyor ve buna göre hormonlar salgılamaya, vücut kaslarına güç yüklemeye ve kalbe daha hızlı kan pompalatmaya başlıyor. Vücuda yüklenen tüm bu enerjiyle kişi harekete geçiyor ve normal koşullarda asla yapmayacağı şeyler yapmaya başlıyor.
“Gözüm karardı, bıçağı elime geldiği gibi sapladım.”
veya
“Daha fazla dayanamadım ve avazım çıktığı kadar bağırdım, tüm köprüleri yaktım.”
Bu ve benzeri duygusal darbeler bittikten sonra kişi uyanıyor ve ekseriyetle ne yaptığını hatırlayamaz halde bir köşeye yığılıp kalıyor.
Yukarıdaki örnekler aşırı kızgınlık esnasında olabilecekler. Duygusal darbe, aşırı sevinç esnasında da oluşuyor.
Diğer bir deyişle duygu aşırılıkları, yani tutku, duygusal darbelere davetiye çıkartıyor.
Limbik beynin alt kısmında bulunan amigdala, duygularımızın uzmanı. Amigdalası alınan insanlar, başka insanlara karşı hiçbir his beslemiyor, besleyemiyor. Zira amigdala duygusal hafızamızı muhafaza ediyor. Amigdala gidince duygular da beraberinde kayboluyor.
Hayvanlarda da amigdala var. Yani hayvanların da duyguları var.
Araştırmalar gösteriyor ki her ne kadar beynimizin rasyonel/düşünen kısmı olan neo-korteks düşüne dursun, amigdala her an neo-korteksi devre dışı bırakıp beynimizin tüm kontrolünü ele geçirmeye muktedir. Dolayısıyla amigdalanın çalışma şekli ve neo-korteks ile bağlantısı, duygusal zekamızın merkezini oluşturuyor.
Peki nasıl bu kadar kolay mantığımızı yitirebiliyor, akıl tutulması yaşıyor ve irrasyonel şeyler yapıyoruz?
Gerçek şu ki amigdala sürekli neyin yanlış gidebileceğini ön görmeye çalışır. Yani bir nevi, bizi korumak adına kurgulanmış, beynimizin risk dedektörü diyebiliriz. Her olayı, her sözü, her bakışı, her hareketi kritik bir gözle inceler ve hep şu soruyu sorar:
Buradan bana zarar gelir mi?
Eğer cevap “evet” ise amigdala anında güdüsel şekilde tepki verir ve beynin her bölümüne “acil durum” notuyla telgraf çeker. Hani evlere takdırdığımız alarm sistemleri var ya, kapı kontrolsüz şekilde açıldığında ortalığı velveleye verir ve karakola, güvenliğe vs her yere alarm gönderir. Onun gibi. Amigdala tarafından ele geçirilen beyin, hormonları, vücut kaslarını ve diğer organları ivedilikle savaşa hazır hale getirir.
Beynin çalışma mekanizması üzerinde yapılan eski çalışmalar, dışarıdan gelen her sinyalin öncelikle beynin düşünen kısmı olan neo-kortekse gelip burada işlenip süzüldükten sonra, amigdala da dahil, beynin diğer bölümlerine iletildiğini söylüyordu. Ancak son yapılan ataştırmalar bu tezi çürüttü. Bazı sinyallerin, özellikle gözle görülen ve kulakla duyulan verilerin, öncelikle amigdala tarafından algılandığını kanıtladı. Acil durum hattı gibi. Yani gördüğümüz ve duyduğumuz şeyler öncelikle duygusal hafızamızı harekete geçiriyor.
Sanırım koku da öyle. Hani bazı kokular vardır bize sevdiğimiz insanları veya yerleri hatırlatır. Dolayısıyla o kokuyu severiz. Ancak bazı kokular vardır pek de hoşlanmadığımız, tatsız hatıraları getirir. Bu kokulardan ise uzak durmaya çalışırız.
Toparlayacak olursak, kendimizi ne kadar zeki, akıllı vs olarak görelim hiç beklemediğimiz anlarda bir anda duygularımıza kapılıp gidebiliriz. Bu, kendini değişik şekillerde gösterir. Çocuğumuza veya eşimize bir anda patlayabiliriz veya trafikte tam bir canavara dönüşebiliriz. Zira duygularımızın etrafımızda olup bitenlerle ilgili kendine has bir fikri vardır ve bu fikir her daim mantığımızla uyuşmaz.
Dolayısıyla duygulara ve duygu yönetimine dikkat!
“Duygularınızı kontrol edin, yoksa onlar sizi kontrol eder.” Çin özdeyişi
Sağlıcakla,