Beklediğimiz rakamların yer aldığı eğitim istatistikleri açıklandı. Cumhuriyet Gazetesinden Sayın Tartanoğlu, tablonun geneline ve öğrenci sayılarındaki özellikle de kız öğrenci sayılarındaki artışa bakmadan, yazısının başlığına uygun bazı rakamları seçerek bir tez oluşturmuş. Bu tezine de abartılı bir biçimde “Haydi Kızlar Eve!” gibi iddialı bir başlık atmış. Hem de ciddiyetiyle bilinen bir gazete olan “Cumhuriyet Gazetesinde.”
Şimdi gelelim istatistiklere.
İstatistiklere genel olarak bakıldığında, kız-erkek bütün öğrenci sayılarında ciddi bir artışın olduğu görülüyor. Örneğin; 2010-2011 Öğretim Yılı ortaöğretim öğrenci sayılarına bakıldığında 2 586 171’i erkek, 2 162 439’u kız olmak üzere toplam 4 748 610; 2011-2012 Öğretim Yılında 2 526 428’i erkek, 2 229 858’i kız olmak üzere toplam 4 756 286; 2012-2013 Öğretim Yılında 2 643 414’ü erkek, 2 352 209’u kız olmak üzere toplam 4 995 623.
2011-2012 Öğretim Yılında, bir önceki öğretim yılına göre ortaöğretime kayıt yaptıran öğrenci sayısında 7 676 gibi düşük bir rakam söz konusuyken; 4+4+4 Eğitim Yasasının yürürlüğe girdiği 2012-2013 Öğretim Yılında, ortaöğretimde kayıtlı öğrenci sayısında, bir önceki öğretim yılına göre, 239 337 gibi yüksek bir artış ve bu artışın 122 351’i kız öğrenciyken, kızların eve döndüğü iddiası çok doğru bir iddia olmasa gerektir.
Üstelik öğrenci sayılarındaki artışlar, eğitimin her kademesinde önemli oranlardadır.
Sayın Tartanoğlu’nun 37 bin kızın hiçbir ortaöğretim kurumuna kayıt yaptırmadığı iddiası doğrudur ve üzerine gidilmesi gereken bir olgudur. MEB, zaten e-okul ve adrese dayalı kayıt sistemiyle, adresleri tespit edilmiş olan bu öğrencilerin peşini bırakmamalı ve bir şekilde kayıt altına almalıdır. Ancak bardağın boş tarafını görüp, bir öğretim yılında ortaöğretime kayıt yaptıran öğrenci sayısı 7 676 artarken, bu öğretim yılında aynı rakamın 239 337 olduğunu görmemek, eksik bir değerlendirme olacaktır.
Kanımca, 4+4+4 Eğitim Yasası hem Sayın Tartanoğlu tarafından, hem de sendikalar ve siyasi partiler tarafından yanlış yerden eleştiriliyor. Yasanın eleştiriyi en çok hak eden yönü, ilkokula başlama yaşının 60-66 aya çekilmesi, ilkokul ve ortaokullarda haftalık ders saati sayısının arttırılması, ikili eğitimin halen devam etmesi ve öğretmenlerin norm kadro fazlası durumuna düşürülerek yan alana geçirilme, başka okullara tayin edilme gibi haksızlıklara uğraması konularıdır.
Bu konuları ciddi bir şekilde incelemeden, muhalefet yapmış olmak için ve bilindik ölçütlerle yapılan değerlendirmeler bilimsel olmaktan uzak ve kısa sürede çökecek tezler olmaya mahkumdur.
Çünkü zorunlu eğitimin 4+4+4 şeklinde de olsa 12 yıla çıkarılması ve 4 yıl içinde kademeli bir şekilde 6-18 yaş grubu nüfusun “okullu” olacağı gerçeği es geçilerek yapılan değerlendirmeler, gerçekçilikten uzak değerlendirmeler olmaktan kurtulamayacaktır.