Koçluk sizi nereye götürür? / Geri bildirim mekanizması neden sarpa sardı?

Değerli Okurseverler,

 Geri bildirim ile ilgili yazı dizimize, Profesyonel Koçluk ve nöro-bilim çerçevesinden bakarak devam ediyoruz.

 Profesyonel Koçluk’ta tanımlanmış 2 çeşit geri bildirim var: Motive edici geri bildirim (diğer adıyla “takdir”) ve şekillendirici geri bildirim.

 Motive edici geri bildirim, yani takdir, kişinin “öz”üne verilen iltifattır. Örneğin; “Bu projede gösterdiğin özveri ve takım arkadaşlarınla uyumun beni çok mutlu etti. Bunun için seni kutlarım.” Veya çocuğunuza şöyle bir geri bildrim verebilirsiniz; “O kadar güzel ve sevgi dolu bir kalbin var ki arkadaşların senin gibi bir arkadaşları olduğu için çok şanslılar.” Bu tip takdir dolu geri bildirim, çevrenizdekilere verebileceğiniz en güzel hediyelerden biridir. Değeri para ile ölçülemez. Motive edici geri bildirim konuya değil, kişinin “öz”üne verilir.

 İkinci tip geri bildirim ise şekillendirici geri bildirim. Yani kişiye değil “konu”ya verilen geri bildirim. Bu tip geri bildirim, kişinin sahip olduğu veya yaptığı bir şeye veriliyor. Örneğin “Bugün saçların çok güzel görünüyor, hep böyle yapsana.” Veya “Hazırladığın rapor çok iyi olmuş, hiç bir hata yok. Aynen devam.” Bu tip geri bildirim de zaman zaman gereklidir. Özellikle kişinin yaptıklarıyla ilgili teyide ihtiyacı varsa. Ancak motive edici geri bildirim kadar büyük ve derin bir etki bırakmaz. Hatta zaman zaman ters tepebilir... Zira geri bildirim verdiğiniz kişi, belli kalıplara ve şekillere girmekten hoşlanmayan biri ise, şekillendirici geri bildirimi özgürlüğünü tehdit eden bir unsur olarak görebilir.

 Şimdi Harvard Business Review’ın Mart-Nisan 2019 sayısındaki geri bildirimle ilgili yazılmış makalesine geri dönelim. Bu makaleye 29 Ağustos 2019 tarihli köşe yazımda girizgah yapmıştım. Başını hatırlamak için arşivden bu yazıma tekrar göz atabilirsiniz.

 Hepimizin kafasındaki 1 milyon dolarlık soru: Çalışanlarımın, iş arkadaşlarımın, çocuklarımın veya eşimin performanslarını geliştirip daha ileri gidebilmeleri için onlara nasıl geri bildirim verebilir, onları nasıl yönlendirebilirim? 20. yüz yılın yarısından başlayarak bu konu hakkında bir çok araştırma yapılagelmekte. Herkesin bir fikri var. Bu fikirler çoğunlukla birbirinden farklı. Fikir birliği yok.

 Çevremizdeki kişilere geri bildirim vermeden evvel kendimize şu altın soruyu sormalıyız: “Vereceğim geri bildirim karşımdaki kişinin ilerlemesine ve daha iyi performe etmesine katkı sağlar mı? Sağlarsa nasıl?”

 Hastanede çalışan bir hemşireyi düşünün. Bu hemşire ilk defa bir hastadan kan örneği alacak. Şefi hemşireye bir dizi talimatlar veriyor. “İğneyi fazla eğik tutma, damarı bul, damara doğru noktadan gir, kanı al, iğneyi nazikçe hastanın kolundan çıkart. Bravo, harika bir iş çıkardın!” Burada şefin söyledikleri geri bildirimden ziyade talimat. Olan şey, lineer şekilde verilen komutların hemşire tarafından takip edilmesi. Şefin söylediği son cümle ise şekillendirici geri bildirim. Zira hemşirenin “öz”üne değil, yaptığı işin harikalığına verilmiş bir geri bildirim. Şekillendirici geri bildirim aslında kişilere, onların performansı ile ilgili ne düşündüğümüzü paylaşmamızı sağlayan bir araç. Yukarıdaki örnekte şef, hemşirenin hastanın kanını harika bir şekilde aldığını düşünüyor ve bunu hemşireyle paylaşıyor. İşte bütün sorun da burada başlıyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki birine, onun performansıyla ilgili olumlu veya olumsuz fikrimizi söylemek, o kişinin ilerlemesi ve gelişmesi şöyle dursun, kişinin öğrenme sürecini durduruyor ve kişide geri bildirime karşı direnç oluşturuyor. Geçen hafta öğrenme üzerine yazdığım diğer köşe yazıma tekrar göz atınız lütfen. Öğrenmenin dinamiklerini o yazımda detaylıca anlattım. Bir kişinin öğrenmesini arttırmanın tek yolu, kişiye öğretmeyi bırakmaktan geçiyor. Şekillendirici geri bildirim özünde öğretme kaygısı içerdiğinden insan beyni şekillendirici geri bildirimi dirençle karşılayabiliyor ve almakta zorlanıyor. Zira kişinin bir şeyi öğrenip o konuda ilerlemesinin tek yolu, kendi yöntemini geliştirmesinden geçiyor.

 Günümüzde şirketlerden başlamak üzere birçok mecrada dikte edilen geri bildirim mekanizmasının altında üç adet yanlış varsayım var.

 Bunlardan ilki şu: Bireyin zayıf noktalarını, bireyin kendisinden ziyade çevresindeki insanlar daha iyi bilir ve görür. Dolayısıyla, bireyin çevresindeki kişiler, bireye kendisiyle ilgili göremediği eksiklikleri göstermekle yükümlüdür. Yani bu varsayım, bireyin öz farkındalığının çok düşük olduğu savı üzerine kuruludur. Ne kadar yanlış! Bu varsayım bireyi sorgulayan ve öğrenen zihniyetten çıkartıp itaat eden ve yargılayan zihniyete sürüklüyor.

 İkinci yanlış varsayım şu: Bireyin zayıf olduğu konuları kendi kendine öğrenmesi mümkün değil. Birinin öğretmesi lazım. Öğretme işini, kişinin etrafındakiler geri bildirim yoluyla yapabilir. Bu da çok yanlış! Yukarıda bahsettiğim gibi, insan beyni, ne kadar AZ öğretilirse o kadar HIZLI öğreniyor.

 Üçüncü yanlış varsayım ise mükemmel performansın evrensel tek bir tanımı olduğu. Bu varsayım, mükemmel performansın önden tanımlanabileceğini ve analiz edilebileceğini iddia ediyor. Mükemmel performansın tek bir şablonu olduğunu, kişiler arasındaki yüzbinlerce farklılığı göz ardı ederek kişiden kişiye aynı biçimde, şekilde ve şemalde aktarılabileceğini varsayıyor. Geri bildirimi veren kişinin bu şablonu iyi bildiğini, ve vereceği geri bildirim ile kişinin eksikliklerini kapatarak kişiyi kendi kafasındaki o tek tip mükemmele evirebileceğini savunuyor. Külliyen yanlış!

 Kendimden örnek vereyim. Herkes gibi yaşantım boyunca bana da birçok kişi geri bildirim verdi. Bazılarını aldım, bazılarını almadım. Neye göre mi? Hangi tip geri bildirim olduğuna göre. Şekillendirici geri bildirimlere hep kulak tıkadım. Zira şekillendirici geri bildirimin özünde öğretme ve gütme isteği var. Hiç bana göre değil. Zira öğrenme zihniyeti had safhada olan bir bireyim ve talimat almaktansa kendi öğrenme kanalımı açmayı tercih ediyorum ve bunu nasıl yapacağımı çok iyi biliyorum. “Saçının bu kesimi sana çok yakışmış. Hep böyle yap.” Bu geri bildirimi benim beynim şöyle tercüme ediyor: “Uzun saç sana pek yakışmamıştı, lütfen benim beğendiğim gibi saçını kestir hep.” Veya “yaptığın sunum harikaydı, kısa ve net. Herkes seni pür dikkat dinledi. Bundan böyle sunumların hep bugünkü gibi 10 slaytı geçmesin.” Bu geri bildirimi ise beynim şöyle tercüme ediyor: “Beni dinlemelerinin sebebi konuya olan hakimiyetim ve iletişim becerimdi. Slayt sayısının konuyla pek de alakası yok.”

 Yukarıdaki üç varsayımın ortak yanı hepsinin, geri bildirimi verene odaklı olması ve geri bildirimi verenin üstünlüğünü kayıtsız şartsız kabul etmesi. Geri bildirimi verenin yetkin olup olmamasına bakmaksızın kişinin geri bildirimi almasını şart koşuyor, bekliyor. Araştırmalar gösteriyor ki bu üç varsayımın üçü de yanlış. Şekillendirici geri bildirimi ne kadar fazla hayatımıza sokarsak, verimliliğimiz ve öğrenme hızımız o kadar düşüyor. Günlük iletişim dilimize motive edici geri bildirimi ne kadar entegre edersek etrafımızdakilerin motivasyonu ve öğrenme isteği o kadar artıyor.

 Bu konuyu daha detaylı şekilde sonraki yazılarımda irdelemeye devam edeceğim.

 “Öğüt verecek insan değil, örnek olacak insan ol.” Mevlana

 Sevgiyle,