Bir yazıyı okuyucuya iki kez okutmanın zulüm olduğunu biliyorum. Ama kimi durumlar var ki, bunu zorunlu kalınıyor. Bu yazımın başına da öyle şeyler geldi. Yaptığım yanlılardan dolayı önce okurlarımdan, sonra yazıda adı geçenlerden özür dileyip hoşgörünüze sığınarak yazımı yeniden paylaşıyorum.
Bir sorum var. Toprağı bol olası, ışıklar içinde yatası annemle babam da artık yoklar ki, onlara sorayım. Kardeşlerim ise sorumun yanıtını bilemezler. Sorum şu:
“Nihat Günenç’i tanır mısınız?”
Nereden tanıyacaklar. O, kendilerinden beş-on yıl önce doğmuş, yaşamını yitirmiş hemen de.
Ya Nihat Tolonay’ı? Ya Bakkal Nihat’ı?.. Bu yazımda üçünü de tanıyacaksınız.
***
Babamın en içtenlikli arkadaşıydı Nihat Tolonay amcamız. O da yok artık, o da ışıklar içinde yatsın.
Öyle içtenlikli bir dosttu ki Nihat amcam, annem-babam benden haber alamayınca, telefonla onu aramışlar. Yıl 1962…
O da, öğretmenlik yaptığım İstanbul’un Çatalca ilçesine bağlı, telefon yok, yolu yok, izi yok Hisarbeyli köyüne, beni aramaya gelmişti. Hem de kalp riski taşıyor olmasına karşın… Ne çok gönül borcum var benim, babamın bu en güzel arkadaşına…
Evlenmelerinin üstünden dokuz ay on gün geçtiğinde, nur topu gibi bir erkek çocukları dünyaya gelir Annemle babamın.
Eee, babam da bu nur topuna, en içtenlikli arkadaşının adını vermeyecek de ne yapacak?
Böylece Nihat Günenç olur çocuğun adı. Eğer yaşasaydı, benim ağabeyim olacaktı o. Ne yazık ki çok yaşamamış. Erken gelip erken gitmiş. Böylece ailenin büyük çocuğu ben olmuşum.
***
Canım annem, küçük yaşlarımdan itibaren çektiğim çilelere bakar bakardı da, ah ederdi.
“Ananın ilki olacağına dağlarda tilki olaydın oğlum.”
Ben de hep sitem ederim ölü ağabeyime:
“Bu kadar erken gidecek ne vardı Nihat! Ben olacağıma sen olurdun dağlarda tilki,” diye. Nereden alıma geldi şimdi bu anı?
Dünyaya geldim geleli bakkal beğenemedim. Özellikle de son yıllarda nerdeyse bütün bakkalların beni dolandırdığına inandım.
Bir kaçını tenzih ederim elbette burada. Özellikle de Konak Mahallesi bakkalını… Canım arkadaşım, iflas etmeyi göze aldı da, kimseyi dolandırmadı. Şimdi özel şoförlük yapıyor, sanırım Baro’da.
Hesap yaparken yongayı hep kendilerine doğru yontar bakkalların çoğu. Tıpkı nalıncı keseri gibi. Bir defacık olsun müşteri lehine yanıldıklarını görmedim.
Sonunda buldum bakkalımı. Hani “Allah adamı” derler ya. Tıpkı öyle. Adı Nihat. Bütün Nihatlar mı böyle iyi olurlar şaşarım.
Ben insanların adlarına benzediklerine çok tanık olmuşumdur. Kimi adları taşıyanlar doğuştan iyi, kimileri ise tam tersi. Nihatlar iyilerden.İnsanları bir-iki alış verişte alıp-satıyorsunuz. Bu güzel insan da kendini kanıtladı bana kısa zamanda.
***
Nihat bakkalın bir de çırağı var. Onun da adı Emin. O da adı gibi güvenilir biri. Emin’in ustası Bakkal Nihat’ı tanıdıktan sonra, ben doğmadan daha bebecikiken yitirdiğim ağabeyim Nihat Günenç yeniden geldi aklıma.
Bakkal çırağı Emin liseyi bitirmiş. Boş zamanlarında polis okulu sınavlarına çalışıyor. Tabii müşterilerin evine servis yapmaktan boş zaman bulabilirse…
Umarım emekleri boşa gitmez de, polis camiası, böyle güzel bir insanı katar bünyesine.
İnsanların içi neyse dışı da odur derler. İnsanın yüreğinin, yüzüne yansıdığını söyler eskiler. Bu Emin’ın da iç güzelliği yüzüne yansımış.
***
Ne diyeyim. Yeter kötülerden çektiğimiz. Bu dünya güzellerin olsun artık. Selam olsun bütün Nihatlara, Emin’lere, selam olsun tüm güzel insanlara!