Değerli Okuyucular,
Önceki yazılarımda, Profesyonel Koçluk sertifikası almak için bir programa başlayacağımdan bahsetmiştim hatırlatsanız. Başladım. Yarın itibariyle bu sertifikanın ilk bölümünü bitiriyorum. Bu bölüm Profesyonel Koçluk’un temellerini anlatıyor. Bugün bu bölümden aldıklarımı ve htiklerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Merak edenlere veya “olmak” isteyenlere duyurulur.
Koçluk, özünde bir yolculuk. Kendi içinize yaptığınız, derin bir yolculuk. Herhangi bir varış noktası yok. Özünüze tekrar ulaştığınız, özünüze “aferin be, harikasın!” dediğiniz bir yolculuk. Bugün kolunuzu çarpıyorsunuz arkasından bir koç çıkıyor, tanımı pek anlaşılmayan bir meslek. Ancak her “ben koçum” diyene inanmayın. Koçluk “yapmak” ile koç “olmak” arasında büyük fark var.
Sertifika programlarında koçlukta kullanılabilecek birçok araç öğretiliyor. Ancak asıl öğretilmek istenen koçun öncelikle kendi kalbiyle bağlantıya geçmesi. Anda olmayı deneyimlemesi. Saf dinlemeyi yapabilmesi. Ancak kendi kalbine dokunabilen başkasının kalbine dokunabilir. Benim bu programa başlamamdaki sebep kendime şefkat göstermek istemem. Hayatımdaki “yapmam lazım” listesindekiler beni “yapmak istiyorum” listesindekilerden uzaklaştırdı. Hatta kilometrelerce öteye fırlattı. Dolayısıyla bu program sonunda benim beklentim Nil’in özüne tekrar ulaşabilmek, onu parlatmak, isteklerine alan açmak. Sertifika programının en etkili tarafı, koçluğu gelecekteki potansiyel danışanlarınıza yapmadan evvel kendinize yapmanızı ve kendinizle tekrar kucaklaşmanızı sağlaması.
Programın ilk bölümü 5 gün sürüyor. İlk günkü Nil ile bugünkü Nil arasında ciddi bir farkındalık farklılığı var. Başladığım noktada “koçluk nedir ki acaba” derken bugünkü kapanış noktasında “hayallerimi biliyorum ve bunları gerçekleştirmek için enerjim ve isteğim var” noktasındayım.
Bu, koçluğun benim üzerindeki etkisi. Koçluğun, insanla uğraşan diğer mesleklerden -örneğin psikolog, eğitmen, rehber, danışman- farkı nedir diye sorarsanız, birçok farkı var. Ancak kanımca en büyük farkı, koç, kendisine gelen danışanın getirdiği konu ile ilgili çözümü yine danışana buldurmak için ona eşlik ediyor, onunla bu yolculukta dans ediyor. Yönlendirmiyor. Böylece danışanın, hayatının sorumluluğunu üstlenmesini ve bunun hazzına varmasını sağlıyor. Danışanı, çözüm bulabileceğine dair cesaretlendiriyor ve takdir ediyor. Zira her birey birbirinden eşsiz ve değerlidir mottosundan yola çıkıyor. Programa katılanlar olarak hepimizin bu noktada zorlandığını söyleyebilirim. Zira günümüzdeki yaşam sistemi, insanları yargılamaya ve sınıflamaya yönelik metotlar üzerine kurulu. Koçluk, kişiyi yargılayan zihniyetten çıkartıp öğrenen zihniyete davet ediyor ve bu konuda ısrarcı. Bu noktada koçluk kocaman bir sosyal sorumluluk girişimi aslına bakarsanız. Yukarıda paylaştığım diğer mesleklerde çözüm işin uzmanından geliyor, yani danışan çözümü uzmandan satın alıyor. Dolayısıyla danışanın çözümü sahiplenme olasılığı koçlukta diğer mesleklere nazaran oldukça yukarıya çıkıyor.
Koçlukla ilgili paylaşacaklarım şimdilik bunlar. Uzun bir yolculuk. Bana kendimi iyi htirdi. Devam etmek istiyorum. Yolculuktan notlarımı ara sıra sizinle bu köşede paylaşmaya devam edeceğim.
Sevgiyle,
“Hayattaki en acıklı şey, bir insanın problemin kendinden kaynaklandığını görememesidir.”
Carl Gustav Jung