Yaşamın Anlam ve Amacı / Düşler
Sevgili Dostlar,
Rüya görmeyi kim sevmez ki? Ben neredeyse her gece rüya görürüm ve ertesi sabah rüyamı hatırlar, evdekilere anlatırım. Özellikle de rüyanın bende uyandırdığı hissiyatı çok severim. Rüyalarımdan mesaj çıkartmaya çalışırım. Bununla ilgili birçok kaynak var. Bazımız rüya görür ama ilgilenmez. Veya rüya görmez, ya da gördüğünü hatırlamaz. Rüyalarla ilgili gerçek şu ki engellenmesi mümkün değil. Unutsak dahi rüyalar uykumuz esnasında bize eşlik ediyor, yaşantımızla paralel bir mizansen oluşturuyor.
Yaşamın anlam ve amacını arayışımız sürerken bugünkü yazımda rüyalardan, yani düşlerden bahsedeceğim. Buradan itibaren yazacaklarım Alfred Adler’in Yaşamın Anlam ve Amacı isimli kitabından alınmıştır.
İnsan oldum olası düşlere kafa yormuştur. Düş yorumuna ilişkin kapsamlı ve bilimsel nitelikte yalnızca iki kuram bulunmaktadır. Bunlardan ilki Freud’un psikanalizi, diğeri Adler’in bireysel psikolojisidir. Hatırlarsınız, Adler meslek yaşamına Freud ile başlamış ancak ilerleyen dönemlerde Freud ile fikir ayrılıklarınyaşamış ve bireysel psikoloji akımını kurmuştur. Bu iki ekolden belki yalnızca bireysel psikolojinin, düşleri mantıkla tam bir uyum içerisinde yorumladığını söyleyebiliriz.
Düşler insan zekasının yaratıcı etkinliğinin bir parçası sayıldığından, insanların öteden beri düşlerinden neler beklediğini öğrenmemiz, düşün amacını saptamamıza hayli katkıda bulunacaktır. İnsanlar her zaman düşleri gelecekte olacaklarla ilişkilendirme eğilimi göstermişlerdir. Gelecekten gelen bir mesaj misali. İlkel kabilelerin inancına göre düşler geleceğin ön belirtilerini içermekteydi. Yunanlılar ve Mısırlılar ilerideki yaşamlarını etkileyebilecek kutsal bir düşle ödüllendirilme umuduyla tapınaklarda gecelemiş, buralarda görülen düşlerin bedensel ve ruhsal hastalıkları iyileştirdiğine inanmışlardı. Amerika’daki Kızılderililer arınma törenlerine, perhizlere ve terleme banyolarına başvurarak düş görmek için ellerinden geleni yapıyor, şu ya da bu konuda nasıl davranacaklarını düşlerine göre belirliyorlardı. Günümüzde de öyle insanlarla karşılaşırız ki düşler vasıtasıyla gelecekle ilgili çeşitli kehanetlerde bulunurlar.
Bilimsel açıdan bu tür inanışlar gülünç görünmekle birlikte yüzyıllardır tüm insanlığın bu denli ehemmiyet verdiği bu konuyu göz ardı etmemiz doğru olmaz. Düşü görenin düşte ne tür çözümler aradığı ve bunları ne yoldan elde etmeyi umduğu üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Ancak düş tarafından düş görene sunulan çözümün, tüm koşullar dikkate alınarak uyanıkken aklın önclüğünde elde edilecek bir çözümden daha iyi olmayacağı kuşkusuz gibi görünüyor. Düşler, bireylerin yaşamda karşılaştıkları sorunlara kolay yoldan çözüm bulma çabalarıdır, insandaki cesaret eksikliğini açığa vururlar.
Freud’un düş kuramında, çeşitli noktalarda bilimsellik dışına çıkılmıştır. Örneğin Freud’un yorumu zihnin gündüz uyanıkken çalışmasıyla gece çalışması arasında bir uçurumun, bir tezatlığın varlığını benimser. “Bilinçli” ve “bilinçsiz” karşıtlığına giderek düşe, uyanık durumdaki düşüncenin yasalarıyla çelişen kendine özgü yasalar mal eder. Ancak bireysel psikolojide tezatlık değil, insanın birliği ve bütünselliği kavramı vardır. Bilinçli ve bilinçsiz olmak birbirlerine tezat değil, sadece birbirlerinin farklı derecelendirilmiş halleridir. Antikçağ filozofları sağ ve solun, dişi ve erkeğin, sıcakla soğuğun birbirine karşıt şeyler olduğuna inanırlar. Ne var ki bireysel psikolojiye göre bunlar bilimsel açıdan birbirlerinin tersi değil çeşitlemeleridir sadece.
Hatırlayalım. İnsanın yaşamdaki yegane amacı kendisi için güvenli ve üstün bir noktaya ulaşmak. Bu hedef doğrultusunda kendisine bir yaşam üslubu belirliyor. Düşlerin de uyanık yaşamla bir çelişki oluşturmadığını, kişiyi üstünlük peşinde koşarken resmettiğini söylemek yanlış olmaz. Başka bir deyişle düşlerimiz yaşam üslubumuzun bir ürünüdür. Yani düşlerin amacı, yaşam üslubumuzun kurulması ve güçlendirmesine katkı sağlamaktır.
Düşlerin amacını saptamada bize doğrudan yardım eden bir olay vardır: Düş görür ancak sabah oldu mu gördüğümüz düşü unuturuz, geriye hiçbir şey kalmadığını düşünürüz, öyle değil mi? Ama bu doğru mudur gerçekten? Gördüğümüz düşten geriye hiçbir şey kalmaz mı? Kalan, varlığını sürdüren birşey vardır. O da düşlerin bizde uyandırdığı duygular. Düşteki tüm görüntüler uçup gider hafızamızdan. Ancak yarattığı duygular tüm gün, hatta bazen günlerce bizimle kalır. Düş, ruhumuzda kimi duygular uyandırmak için izlenen bir yol, başvurulan bir araçtır. Düşün amacı, bize fener olabilmesi adına, geride bir takım duygular bırakmaktır.
Düşün ödevi, karşımıza çıkan güçlüklerle savaşabilmenin yollarını göstermektir. Uykuda usumuz, yani ruhumuz, güçlüklerle baş edebilmenin olası yollarını göstermektedir. Durumu tümüyle kavrayamadığımız için güçlükler düşte olduklarından daha hafif gelir bize. Düşün sunduğu çözüm de bizden fazla bir çaba göstermemizi beklemez. Demek ki düşün ödevi, düşü görenin yaşam üslubunu destekleyip pekiştirmek ve içinde bu üsluba uygun duygular uyandırmaktır. İyi ama yaşam üslubu neden desteklenmeye gereksinim duyar? Ona kim, ne yapabilir ki? Yaşam üslubuna zarar verebilecek güçler gerçeklik ve mantıktır. Yani uyanıkken, kendi bilincimizle alabileceğimiz kararlarla yaşam üslubumuza zarar verebiliriz. Dolayısıyla düşlerin amacı, yaşam üslubumuzu mantığın ve bilincin keskin yargılarından korumaktır. Buradan düşlerle ilgili ilginç mi ilginç bir sonuca ulaşıyoruz: Uyanıkken mantığın yasalarına uygun olarak çözemediği bir sorun karşısında bulunan kişi, düşlerin ruhunda bıraktığı duygulara başvurarak kendini güçlendirebilir ve ihtiyacı olan çözüme ulaşabilir.
Nasıl? Harika bir çıkarım değil mi!
Bu geceden tezi yok hepinize bol rüyalı uykular diliyorum. Rüyalarınızda olan biten görselleri hatırlamayacak olabilirsiniz. Lakin rüyalanızdan arta kalacak duygular, kafanıza takılan sorunların çözümleri için size rehber olacaktır.
“Herşey sadece bir rüya.” Emile Zola
Tatlı rüyalar :)