Hayatın ilginç bir kuralı vardır: İnsan, yaptığının gerçek ağırlığını ancak aynı yük omuzlarına bindiğinde anlar. Başkasına söylerken hafif gelen söz, bir gün senin kalbini keskin bir bıçak gibi doğrar. Başkasının canını acıtırken umursamadığın davranış, zamanı geldiğinde tam da senin en zayıf noktanı bulur.

İnsanın kendi yaptığının yankısıyla yüzleşmesi acıdır. Çünkü çoğu zaman, kalbini kırdığın kişinin sessizliğini zafer sanırsın. Unuttuğunu zannedersin, geçtiğini sanırsın. Oysa hiçbir şey geçmez. Evren, insanın kaydettiği her davranışı özenle saklar. Bir gün hiç beklemediğin anda iade eder ne eksik, ne fazla…
Bu yüzden diyorum ki: Kimseye acı çektirdiğini ‘’haklılık’’ kılıfına sarıp kendinden uzaklaştırma. Çünkü bir gün tam da seni çok zorlayan yerden gelir karşılığı.
Yaptığın her şey, söylediğin, düşündüğün, niyet ettiğin, zamanı geldiğinde seni bulur.
Ve işin en dramatik tarafı şu: Sen o gün hala aynı insan değilsindir. Büyümüşsündür, olgunlaşmışsındır, kalbin başka bir ritimde atıyordur; ama geçmişin karanlıkta bıraktığı gölgesi hala peşindedir.
Çünkü hayatın terazisi hiçbir kulun eline bırakılmayacak kadar hassastır.
İnsan ancak kendi yaşadığında anlar acıtmanın nasıl bir his olduğunu. İnsan ancak içi yandığında, yıllar önce başkasının içini nasıl yaktığını fark eder. Ve belki de bu fark ediş, insanın en büyük yüzleşmesidir.
O yüzden bugün kim olduğuna değil, kim olduğunda nasıl biri olduğuna bak. Çünkü hayat, bu sınavı herkese aynı cümleyle sorar: ‘’Başkasına yaptığın, bir gün sana döndüğünde hazır olacak mısın?’’