18 Mart büyük bedeller ödenilerek kazanılan önemli zaferlerden biridir. Kuru ekmek, buğday çorbası, hoşafla vatanları için canını hiçe sayanların kazandığı bu zafer, içinde vatan sevgisi olan herkes için çok özel bir gündür.

18 Mart 1915 tarihinde Çanakkale zaferi kazanılmış, bu tarihte düşman askerlerine karşı büyük bir galibiyet sağlanarak Çanakkale tamamen işgal kuvvetlerinden kurtarılmıştır. Bu zafer, yurdumuzun tarihinde kazanılmış zaferlerin en şanlılarındandır. Çünkü Çanakkale sadece kazanılmış bir zafer değil, tarihin seyrinin değiştiği yerdir.

Çanakkale Savaşı genç yaşlı, alevi, sünni, Türk, Kürt, Çerkez  demeden  herkesin canını dişine takarak vatanı savunduğu emsalsiz bir mücadeledir. Kınalı kuzularının dönmeyeceğini bile bile ellerine kınalar yakılıp uğurlamaktır Çanakkale.

İşte bu vatan aşkıdır ki,  Türk askeri adeta bir destan yazılmıştır.

Kısıtlı imkanlar ve az sayıda asker, ama güçlü bir iman, güçlü bir vatan sevgisiyle böyle büyük bir zafer kazanmıştır. Sadece bu zafer düşünülerek, Mustafa Kemal ve askerlerini her zaman saygı ve minnet ile anmak gerekmektedir.

Ama şimdilerde Atatürk’e saldırmak, İnönü’ye saldırmak bir gelenek oldu. Be hey kendini bilmezler. Atatürk’e dil uzatmak sizin ne haddinize.. Eğer bugün özgürce televizyon kanallarında konuşuyorsanız, bu Atatürk ve onun kıvrak zekasıyla yaptığı hamlelerin eseridir. Siz Atatürk’e her hakaret ettiğinizde Çanakkale’de, İnönü’de, Conkbayırında, Sakarya’da  şehit olanların kemiklerini sızlatıyorsunuz. 

Ne Atatürk, ne İnönü, nede şehitler siyasi malzeme edilemez.  Bu vatanda bugün nefes alıyorsak, bu onların sayesindedir. Bunu kimse unutmasın.

Özgür ZOR

 

//

H

Birgün Seni Sevdiğimi Anlarsın

Uykuların kaçar geceleri

Bir türlü sabah olmayı bilmez

Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya

Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında

Ne çarşaf halden anlar, ne yastık

Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık

Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın

Onun unutamadığın hayali

Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın aslında herşeyin boş olduğunu

Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin

Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için

Vurursun başını soğuk taş duvarlara

Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın

Duyarsın ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin

Niçin yaratıldığını

Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini

Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini

Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın

Dolar gözlerin için burkulur

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın sevilen dudakların

Sevilen gözlerin erişilmezliğini

O hiç beklenmeyen saat geldi mi

Düşer saçların önüne ama bembeyaz

Uzanır gökyüzüne ellerin

Ama çaresiz, ama yorgun, ama bitkin

Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın

Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı

Sevmek neymiş birgün anlarsın

 

Birgün anlarsın hayal kurmayı

Beklemeyi

Ümit etmeyi

Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir

Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi

Lanet edersin yaşadığına

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın

O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden

Bir gün seni sevdiğimi anlarsın

 Birgün Seni Sevdiğimi Anlarsın

Ümit Yaşar Oğuzcan

 

///

Gülümse

Son Arzu

İdama mahkum olan Temel’e son arzusunu sormuşlar;

– “Penu oğlumin yanuna gömun!” demiş.

-“Ama oğlun yaşıyor!”

– “Olsun. Pen beklerum.”

////

Kulağına küpe olsun

”Yenilmez İngiliz donanmasının uğradığı akıbetten komutanlar değil, strateji kurallarını ihmal eden devlet adamları sorumludur. Boğazlar ve Trakya bölgesinde altı Türk kolordusu varken, donanmayı tahkim edilmiş bir Boğaz’dan geçirmek ve Boğaz kıyıları işgal edilmeden beş tümenlik bir kuvvei seferiyeyi İstanbul’a getirmek planının şansı çok azdı.”

(General Fahri Belen)