2025 yılı, küresel ticaret sistemi açısından bir kırılma yılı olarak kayıtlara geçmeye aday. Uzun süredir biriken jeopolitik gerilimler, pandemi sonrası toparlanmanın yarattığı dengesizlikler ve büyük ekonomiler arasındaki stratejik rekabet, bu yıl somut ticaret politikalarına ve sert önlemlere dönüştü. Özellikle ABD’nin yeni ve geniş kapsamlı gümrük tarifeleri ile Çin ekonomisinde yaşanan “yeni şok” olarak nitelendirilen yapısal yavaşlama, Avrupa ekonomisini iki cepheden sıkıştırdı. Serbest ticaretin temel ilkeleri sorgulanırken, küresel tedarik zincirleri bir kez daha ciddi bir stres testinden geçiyor.
ABD’den Koruma Duvarları: Tarifeler Geri Döndü
2025’in ilk aylarında ABD yönetiminin açıkladığı yeni tarife paketi, küresel piyasalarda adeta soğuk duş etkisi yarattı. Özellikle çelik, alüminyum, otomotiv parçaları, batarya teknolojileri ve bazı yüksek katma değerli sanayi ürünlerine getirilen ek vergiler, “ulusal güvenlik” ve “stratejik sektörlerin korunması” gerekçeleriyle savunuldu. Ancak bu gerekçeler, Avrupa başkentlerinde ikna edici bulunmadı.
Washington’un mesajı netti: ABD, küresel ticarette yeniden daha içe dönük ve seçici bir politika izlemeye hazırdı. Bu yaklaşım, sadece Çin’i değil, Avrupa Birliği’ni de doğrudan hedef aldı. Almanya başta olmak üzere ihracata dayalı Avrupa ekonomileri, ABD pazarında rekabet gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. Özellikle otomotiv ve makine sektörlerinde faaliyet gösteren Avrupalı firmalar için ABD tarifeleri, maliyet artışı ve pazar daralması anlamına geliyor.
ABD’nin bu adımları, 2018-2019 dönemindeki ticaret savaşlarını hatırlattı. Ancak bu kez fark, küresel ekonominin zaten kırılgan bir zeminde olması. Yüksek faiz ortamı, artan kamu borçları ve zayıf büyüme beklentileri, tarifelerin etkisini çok daha yıkıcı hale getiriyor.
Çin’de “Yeni Şok”: Büyüme Var Ama Güven Yok
Avrupa’yı sıkıştıran ikinci büyük unsur ise Çin’den geldi. 2025’te Çin ekonomisi, uzun süredir beklenen yapısal sorunlarla yüzleşti. Emlak sektöründeki kronik kriz, yerel yönetimlerin borç yükü ve iç talepteki zayıflık, Pekin’in büyüme modelini sorgulanır hale getirdi. Her ne kadar Çin’de fabrikalar dönem dönem toparlanma sinyalleri verse de bu büyüme artık eskisi kadar güven vermiyor.
Avrupa için Çin, yalnızca büyük bir ihracat pazarı değil; aynı zamanda kritik bir tedarik merkezi. Otomotivden elektroniğe, kimyadan yenilenebilir enerji ekipmanlarına kadar birçok sektörde Çin’e bağımlılık hâlâ yüksek. Ancak 2025’te Çin’de yaşanan talep daralması ve fiyat baskıları, Avrupalı firmaların kâr marjlarını aşağı çekti. Daha da önemlisi, Çinli üreticilerin iç pazardaki durgunluğu telafi etmek için ihracata daha agresif yönelmesi, Avrupa’da “ucuz ithalat” endişelerini artırdı.
Bu durum, Avrupa Birliği içinde yeni bir tartışmayı alevlendirdi: Çin’e karşı daha sert ticaret önlemleri mi alınmalı, yoksa serbest ticaret ilkeleri korunmalı mı? Özellikle Fransa ve İtalya gibi ülkeler, Çin menşeli ürünlere karşı koruyucu önlemleri savunurken; Almanya ve Kuzey Avrupa ülkeleri, misilleme riskine dikkat çekiyor.
Avrupa İki Ateş Arasında
ABD’nin tarifeleri ve Çin kaynaklı şok, Avrupa’yı adeta iki ateş arasında bıraktı. Bir yanda en büyük müttefik olarak görülen ABD’nin korumacı adımları, diğer yanda stratejik rakip ama vazgeçilmez ticaret ortağı olan Çin’in yarattığı baskı… Bu denklem, Avrupa’nın zaten zayıf olan büyüme görünümünü daha da karmaşık hale getiriyor.
2025 itibarıyla Avrupa ekonomisi düşük büyüme, yüksek enerji maliyetleri ve sıkı para politikalarının etkisi altında. Almanya’nın sanayi üretiminde yaşadığı durgunluk, Fransa’da artan bütçe açıkları ve Güney Avrupa’da kronik işsizlik sorunları, kıtanın manevra alanını daraltıyor. Ticaret kanallarındaki daralma ise bu sorunları daha da derinleştiriyor.
Özellikle ihracata dayalı sektörlerde siparişlerin yavaşlaması, istihdam üzerinde baskı yaratıyor. Otomotiv, kimya ve makine sektörlerinde “kısmi küçülme” senaryoları daha yüksek sesle dile getirilmeye başlandı. Avrupa Merkez Bankası’nın sıkı para politikasını ne kadar daha sürdürebileceği de bu tablo içinde tartışma konusu.
Ticaretin Jeopolitiği: Ekonomi Artık Sadece Ekonomi Değil
2025’te yaşananlar, küresel ticaretin artık sadece ekonomik rasyonaliteyle açıklanamayacağını bir kez daha gösterdi. Ticaret, giderek jeopolitik bir araç haline geliyor. ABD, Çin ve Avrupa arasındaki ilişkiler, “karşılıklı bağımlılık” tan çok “stratejik ayrışma” kavramıyla tanımlanıyor.
ABD, tedarik zincirlerini “dost ülkelere kaydırmayı hedeflerken; Çin, kendi kendine yeterlilik vurgusunu güçlendiriyor. Avrupa ise bu iki yaklaşım arasında denge kurmaya çalışıyor. Ancak bu denge arayışı, kısa vadede maliyetli oluyor. Yeni ticaret blokları, alternatif tedarik zincirleri ve yerelleşme politikaları, enflasyonist baskıları da beraberinde getiriyor.
Avrupa Ne Yapabilir?
Avrupa için 2025, aynı zamanda bir karar yılı. Kıta ya daha korumacı bir çizgiye kayacak ya da serbest ticaretin savunucusu rolünü güçlendirmeye çalışacak. Ancak her iki yolun da bedeli var. Korumacılık, kısa vadede bazı sektörleri koruyabilir; ancak uzun vadede rekabet gücünü zayıflatabilir. Serbest ticaret ise jeopolitik riskler karşısında Avrupa’yı savunmasız bırakabilir.
Bu nedenle Brüksel’de giderek daha fazla dillendirilen görüş şu: “Akıllı korumacılık.” Yani stratejik sektörlerde seçici önlemler alınırken, genel ticaret akışının mümkün olduğunca açık tutulması. Aynı zamanda Avrupa’nın kendi iç pazarını güçlendirmesi, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırması da bu stratejinin temel ayakları arasında yer alıyor.
Sonuç: Kırılgan Bir Denge
2025’te küresel ticaretin çatırdaması, tesadüf değil; yıllardır biriken yapısal sorunların ve siyasi tercihlerin sonucu. ABD’nin tarifeleri ve Çin’deki yeni ekonomik şok, Avrupa’yı ciddi bir sınavla karşı karşıya bıraktı. Bu sınav, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve stratejik bir sınav.
Önümüzdeki dönemde küresel ticaretin nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde Avrupa’nın alacağı kararlara bağlı olacak. Ancak şurası açık: 2025, küresel ticaretin “eski normal” ine dönmesinin artık mümkün olmadığını gösterdi. Yeni dönem, daha parçalı, daha politize ve daha kırılgan bir ticaret düzenine işaret ediyor. Avrupa ise bu yeni düzende, sıkışmış ama hâlâ belirleyici bir aktör olma mücadelesi veriyor.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar