Çağımızın en büyük ironisi şu: Herkes terapi diliyle konuşuyor ama kimse sağlıklı davranmıyor.
Herkes ‘’sınır koymak’’, ‘’tetiklenmek’’, ‘’travma’’, ‘’narsist’’, ‘’toksik bağ’’ kelimelerini ezbere biliyor. Ama kimse özür dilemiyor. Kimse sorumluluk almıyor. Kimse ‘’yanlış yaptım’’ demiyor.
İnsanlar artık hissetmiyor, teşhis koyuyor.
Anlamaya çalışmıyor, etiketliyor.
İletişim kurmuyor, kaçışına kavram uyduruyor.
En ufak rahatsızlıkta:
‘’Bu benim sınırım.’’
En küçük yüzleşmede:
‘’Bu beni tetikledi.’’
Birinin kalbini kırınca:
‘’Ben buyum, kabul et.’’
Ama iş kendi, davranışlarına gelince…
Herkes çocukluk yaralarına sığınıyor, yetişkin sorumluluklarından kaçıyor.
Terapi dili artık şifa için değil, hesap vermemek için kullanılıyor.
Psikoloji, kendini tanımak için değil; kendini aklamak için ezberleniyor.
Empati kelimesi dillerde, ama davranışlarda yok.
Farkındalık cümlelerde, ama vicdan pratikte eksik.
Herkes bilinçli görünmek istiyor, kimse dönüşmek istemiyor.
Oysa iyileşmek; konuşmak değil, yapmamak, etiketlemek değil, yüzleşmek, kaçmak değil, kalabilmektir.
Çağımızın özeti belki de şu: Herkes psikolog gibi konuşuyor…
Ama kimse sağlıklı bir insan gibi davranmıyor.