Enflasyon sepeti nedir, neyi ölçer, neyi ölçemez?
Açıklanan enflasyon rakamlarıyla vatandaşın cebinde hissettiği hayat pahalılığı neden çoğu zaman örtüşmez? Enflasyon sepeti tartışması, yalnızca teknik bir istatistik meselesi değil; gelir dağılımından sosyal adalete, ücret politikalarından güven sorununa kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor.
Bir istatistik aracı mı, hayatın aynası mı?
Enflasyon, modern ekonomilerin en kritik göstergelerinden biri. Maaş artışlarından kira zamlarına, vergi ayarlamalarından para politikasına kadar neredeyse tüm ekonomik kararlar, açıklanan enflasyon oranlarına göre şekilleniyor. Ancak bu oranların temelini oluşturan enflasyon sepeti, uzun süredir kamuoyunda tartışma konusu.
Basit tanımıyla enflasyon sepeti; hane halklarının tükettiği mal ve hizmetlerin belirli ağırlıklarla bir araya getirilmesiyle oluşturulan bir ölçüm seti. Gıda, kira, ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, giyim gibi yüzlerce kalem bu sepette yer alıyor. Ama asıl mesele, hangi kalemin sepette ne kadar yer kapladığı.
Çünkü enflasyon sepeti yalnızca fiyatları değil, dolaylı olarak kimin hayatını ölçtüğünü de belirliyor.
Sepetin içi: Herkes için aynı mı?
Resmi istatistiklerde kullanılan enflasyon sepeti, “ortalama” bir hane halkını esas alıyor. Oysa Türkiye gibi gelir dağılımının bozuk olduğu ülkelerde ortalama kavramı çoğu zaman yanıltıcı.
Düşük gelirli bir hane için gıda ve kira harcamaları toplam bütçenin yüzde 60–70’ine yaklaşabiliyor.
Orta gelir grubunda ulaşım, eğitim ve faturalar öne çıkıyor.
Yüksek gelir grubunda ise hizmet harcamaları, özel eğitim, özel sağlık ve tatil gibi kalemler daha ağırlıklı.
Tek bir enflasyon sepetiyle bu üç farklı hayatı aynı anda ölçmeye çalışmak, kaçınılmaz olarak algı farkı yaratıyor. Vatandaşın “benim enflasyonum bu değil” demesinin temel nedeni de burada yatıyor.
Ağırlık meselesi: Enflasyon nereden baskılanır?
Enflasyon sepetinde yer alan her kalemin bir ağırlığı var. Bu ağırlıklar, hane halkı bütçe anketleriyle belirleniyor ve yıldan yıla güncelleniyor. Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde bu güncellemeler, paradoksal sonuçlar doğurabiliyor.
Örneğin:
Gıda fiyatları hızla arttıkça, haneler daha az tüketmeye başlıyor.
Tüketim azaldığı için gıdanın sepetteki ağırlığı düşüyor.
Sonuçta gıda fiyatları artsa bile, sepete etkisi sınırlanıyor.
Bu durum teknik olarak doğru olabilir; ama sosyal açıdan ciddi bir sorun yaratır. Çünkü insanlar daha az yedikleri için enflasyon düşmüş gibi görünür. Oysa refah artmamış, tam tersine yaşam standardı gerilemiştir.
Hissedilen enflasyon neden farklı?
“Hissedilen enflasyon” kavramı, son yıllarda resmi rakamlarla birlikte anılmaya başlandı. Çünkü vatandaş, markette, pazarda, kirada, faturada yaşadığı artışı açıklanan oranlarda göremiyor.
Bunun birkaç temel nedeni var:
Sıklık etkisi:
Ekmek, süt, kira, ulaşım gibi sık ödenen kalemlerdeki artışlar daha fazla hissedilir. Buna karşılık beyaz eşya veya mobilya gibi seyrek alınan ürünlerin fiyatları zihinde daha az yer tutar.
Gelir etkisi:
Geliri sabit olanlar için yüzde 30’luk enflasyon, reel olarak çok daha yıkıcıdır. Geliri artmayan birey için enflasyon, matematiksel değil psikolojik bir yıkımdır.
Asimetri:
Fiyatlar hızla yükselir, ama düştüğünde aynı hızla gerilemez. Bu da hafızada kalıcı bir pahalılık algısı yaratır.
Enflasyon sepeti neden bu kadar kritik?
Çünkü enflasyon sepeti sadece bir ölçüm aracı değildir; politik sonuçlar üretir.
Ücret zamları bu sepete bakılarak yapılır.
Emekli maaşları bu sepete endekslenir.
Kira artış tavanları bu sepete bağlanır.
Merkez bankaları faiz kararlarını bu sepete göre verir.
Dolayısıyla sepette yapılan her teknik değişiklik, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiler. Bu da enflasyon sepetini teknik bir tablo olmaktan çıkarıp sosyal bir meseleye dönüştürür.
Şeffaflık ve güven sorunu
Enflasyon sepetine dair tartışmaların merkezinde yalnızca yöntem değil, güven de yer alıyor. Vatandaşın güvenmediği bir istatistik, ne kadar doğru olursa olsun işlevini yitirir.
Bu noktada beklenti nettir:
Sepetteki ürünlerin daha açık şekilde paylaşılması
Ağırlık değişimlerinin gerekçelerinin anlatılması
Gelir gruplarına göre alternatif enflasyon göstergelerinin üretilmesi
Birçok ülkede “düşük gelirli hane enflasyonu”, “emekli enflasyonu” gibi alt endeksler yayımlanırken, tek bir manşet rakama sıkışmak, tartışmaları daha da derinleştiriyor.
Sonuç: Sepet küçülüyorsa, sorun büyüktür
Enflasyon sepeti, ekonominin fotoğrafını çeker. Ama o fotoğraf net değilse, teşhis de tedavi de yanlış olur. Bugün yaşanan tartışma, rakamların doğruluğundan çok daha fazlasını ifade ediyor: toplumun ekonomik gerçeklikle kurduğu bağın zayıfladığını gösteriyor.
Eğer enflasyon düşüyorsa ama mutfak yangını sönmüyorsa;
eğer rakamlar iyileşirken hayat zorlaşıyorsa;
sorun yalnızca fiyatlarda değil, ölçme biçimindedir.
Enflasyon sepeti küçüldükçe, vatandaşın omzundaki yük hafiflemiyor. Aksine, görünmez hale geliyor. Ve görünmeyen yük, en ağır olandır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar