Değerli Okuyucular,
Farkına vardığınız şeyleri kontrol edebilirsiniz. Farkında olmadığınız şeyler ise sizi kontrol eder.
Öncelikle fark etmek neden önemli, bunu irdeleyelim. İlla ki kontrolde olmak zorunda mıyız? Kontrolde olmak akışta olmayı engellemez mi? Bu ve benzeri soruların zihninizde uçuştuğunu hissediyorum.
Arabanızla işe gittiğinizi düşünün. Arabayı siz kullanıyorsunuz. Yanınızdaki koltukta da çok sevdiğiniz bir arkadaşınız oturuyor. Güzel bir sohbete dalmışsınız. Arkadaşınıza olan sevginizden ve geçirdiğiniz güzel vakitten mütevellit trafikte olan biteni izlemeyi bırakırsanız büyük ihtimalle bir kazaya sebebiyet verirsiniz. Ancak sohbetin tadını çıkarırken, bu durumun dikkatinizi dağıtabileceğinin farkında olmak kritik önemde. Bu farkındalıkla sadece sohbete odaklanmayıp bir taraftan da trafikte olan bitenleri izler ve arabayı ona göre kullanırsanız sağ salim iş yerinize varırsınız. Bu basit ama ana mesajı güzel veren örnekte gördüğünüz gibi, arabayı, etraftaki koşulların üzerinizde yarattığı etkiyi gözeterek sürerseniz, arabanın (ve yaşamınızın) kontrolü sizde olur. Bu kontrol, trafiğin akışına uyumlanmanızı ve onunla birlikte ilerlemenizi ve ulaşmak istediğiniz yere ulaşmanızı sağlar.
Bu günlerde farkındalık üzerine epey düşünüyorum. Nedir bu farkındalık? Etrafta olan bitenin farkında mı olmak? Cevap hayır. Farkındalık, etrafta olan bitenlerin sizin üzerinizde yarattığı etkinin farkında olmak. Arada büyük fark var. Farkındalık, aynayı başkalarına değil de kendinize çevirmekle ilgili. Zira etrafınızda olan bitenin sizin yaşamınızda yaratacağı olası etkileri ön görebilmek için olayları değil, bu olaylar karşısında sizde neler olup bitiyor, bunu izlemeniz önemli.
Kendinizi izleyebilmeniz için iki ön koşul var:
1. Gözlerinizin açık olması, yani uyanık olmanız
2. Kendinize yapıştırdığınız “Ben şuyum, Ben buyum” gibi etiketlerden kurtulup kendinizi, uzaktan bir üçüncü şahsı izler gibi “O” öznesini kullanarak izlemeniz
Öncelikle 1. koşul üzerinde derinleşelim.
İnsanı uyku haline sürükleyen yegane şey “bilme” hali. Kendimizi ne kadar fazla bilgi ile donatırsak o kadar “ben artık oldum” noktasına ilerliyoruz (her ne olduysak!). Kendimize bir sürü etiketler yapıştırıyor ve bu etiketlerin himayesinde yaşamımızı, merakımızı her geçen gün biraz daha yitirerek sürdürüyoruz. Bu nokta tehlikeli, zira her şeyi bildiğimiz varsayımına kapılıp artık öğrenmeyi bırakabileceğimize kanaat getiriyor ve sadece öğretmeye odaklanıyoruz. Herkese öğütler veriyor, kendimize gelince her şeyin mükemmel olduğu yanılsamasına kapılıyoruz. Yani gözlerimizi kapatıp derin bir uykuya dalıyoruz. Uyanmak için tek yapmamız gereken, bu “bilme” noktasından “öğrenme” noktasına geçmek. Şöyle bir örnekle açıklayayım. Çalıştığı iş yerinden şikayetçi olan birçok müşterim var. Bu kişilerin çoğu bana “uyku halinde” geliyorlar. Uyku halinde olduklarını, şikayetlerini ifade etme şekillerinden anlıyorum. Şöyle ki:
“İş yerinde bunaldım. Sürekli fazla mesai yaptırıyorlar. İş yüküm çok fazla!”
Burada müşterimin uyku halinde olduğunu gösteren en belirgin cümle “sürekli fazla mesai yaptırıyorlar” cümlesi. Cümlede müşterim edilgen bir tavır sergiliyor, sanki fazla mesaiyi kendi yapmıyor da “yaptırılıyor”. Edilgen cümleler, kişinin uyku halinde olduğunun en büyük göstergesi.
İnsanın uyanabilmesi için yaşamının ve yaşamda yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor. İnsan ancak yaptıklarının sorumluluğunu iyisiyle-kötüsüyle üstlendiğinde uykudan uyanıp kendini görmeye cesaret ediyor. Kendini gördüğü zaman ise kendinde daha evvel hiç farkına varmadığı şeylerin bir bir farkına varmaya başlıyor.
Dolayısıyla farkındalığınızı arttırmak için lütfen öncelikle UYANIN!
Şimdi 2. koşula gelelim. Kendinizi “tarafsız” bir şekilde gözlemleyebilmeniz için kendinizi özdeşleştirdiğiniz ve sizi iyi hissettiren tüm etiketlerden arınmanız gerekiyor. Anne, baba, abi, abla, patron, çalışan, mühendis, doktor, vb kimlikler içinizdeki Ben’i tanımlamaz. Bunlar sadece topluma nasıl katkıda bulunduğunuza dair dış dünyaya bilgi verir. Kendinizle ilgili farkındalık edinmeniz için, kendinizi bir tiyatro sahnesinde oyununu sergileyen bir tiyatro sanatçısı gibi uzaktan izlemeniz gerekiyor. Tiyatro sahnesindeki oyuncuları izlerken onların etiketlerini (anne mi, baba mı, abi mi, abla mı) bilmezsiniz. Sadece sahnedeki performanslarına odaklanırsınız. Kendinizi de bir tiyatro oyuncusunu izler gibi uzaktan izlerseniz, ancak o zaman kendinizde olan bitenleri, yorumsuz, yargısız ve etiketsiz şekilde izleyebilirsiniz. Bunu yapabilmeniz için gün içerisinde etrafınızda olaylar olup biterken bu olaylara kapılıp sürüklenmek yerine bu olayların uzaktan izlediğiniz Ben’inizde yarattığı etkilerini gözlemlemelisiniz. Hangi olaya nasıl tepki veriyorsunuz? Hangi olay karşısında ne hissediyorsunuz? Olaylarla ilgili varsayımlarınız ve inançlarınız neler? Olaylar karşısında nasıl bir olma halindesiniz? Bunların hepsini teker teker gözlemleyerek nasıl biri olduğunuzun farkına varacaksınız. Ve tüm bu farkındalıkla neyin canınızı acıttığını veya neyin sizi son derece mutlu ettiğini tespit edip bundan böyle seçimlerinizi bu tespitlere göre şekillendirme şansına sahip olacaksınız.
Bir başka deyişle, etrafınızda olan bitenin sizin üzerinizdeki etkilerinin farkına vardığınız anda, yapacağınız seçimleri bu farkındalıklara göre şekillendirip yaşamınızı daha keyif alacağınız bir mecraya yönlendirmeniz mümkün hale geliyor!
Farkındalık konusunu anlatırken halen zorlanıyorum, zira yukarıda da gördüğünüz gibi bu konuyu ifade edebilmek için epey kelime sarf ettim. Ancak ben yazarak öğrenenlerdenim.
Farkındalık konusunda, okuduğum ve çok sevdiğim bir kitaptan yola çıkarak önümüzdeki hafta bir yazı dizisine başlayacağım. Sanırım bu yazı dizisini hazırlarken farkındalıkla ilgili düşüncelerim daha berraklaşacak. Size de ışık tutacağını umuyorum.
Uzun lafın kısası, yukarıdaki 2 koşul farkındalığın anahtarı:
1. Uyan
2. Kendini uzaktan, etiketsiz ve yargısız izle
Buradan sonra yaşamının başrolünde sadece sen varsın!
“Birşey bilmediğim dışında başka bir şey bilmiyorum.” Sokrates
Bundan böyle yazılarımın sonunda sizlere bazı kaynakçalar önereceğim. Bunlar benim okuduğum veya seyrettiğim ve aydınlatıcı bulduğum kaynaklar. Umarım size de faydası olur.
Bugün önereceğim kaynakçalar:
1. Netflix’te Antik Çağın Dahileri (Buda-Sokrates-Konfüçyus) Eşimle seyrettik ve bayıldık.
2. Awareness / Anthony De Mello (Bu kitabın orijinalini Amazon’dan edinip okudum. Türkçe okumak isterseniz internetten araştırabilirsiniz.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Sağlıcakla kalın, evde kalmaya devam edin.