Değerli Okurlar,
Farkındalıkla ilgili yazı dizimize hoş geldiniz.
Bu yazı dizisini, Anthony De Mello’nun Awareness (Farkındalık) isimli kitabından esinlenerek hazırladım. Okumanızı öneririm.
Farkındalığı nasıl tanımlamıştık hatırlarsınız. Farkındalık, etrafımızda olan bitenlerin kendimizde olan etkisinin farkına varmak. Bize olan etkisinin. Bizde ne yarattığının. Bizi nasıl hissettirdiğinin. Seçimlerimizi nasıl etkilediğinin.
Burada “biz” kelimesini açarsak, biz, her birimiz aşağıdaki 3 bileşenden oluşuyoruz:
1. Zihin
2. Kalp
3. Ruh
Biri olmazsa veya baskın çıkarsa denge bozuluyor. Yaşamdaki tüm arayışımız, bu üçünü dengelemek üzerine kurulu.
Peki bu dengede nerede olduğumuzun, dengeyi kurmak ve sürdürmek için neye ihtiyacımız olduğunun nasıl farkına varırız?
Doğduğumuz andan itibaren birçok şey bize hazır sunuluyor. Nasıl beslenmemiz gerektiği, hangi mesleklerin bizim için doğru olacağı, nerede yaşayacağımız, hangi okula gideceğimiz, vb. Bu sunum bize konfor sağlıyor. Fazlaca düşünüp debelenip detayları anlamamıza gerek kalmıyor. Bize sunulan üzerinde bir parça düşündükten sonra seçimimizi yapıp yaşamımızı şekillendiriyoruz. Kurduğumuz bu yaşam bizim “konfor alanımız” haline dönüşüyor.
Konforlu. Rahat. Ancak bir süre sonra eksik.
Eksik olan ne?
Tanımlayamıyoruz.
Bu eksikliği zihnimiz görmezden gelmemizi salık veriyor.
“Düzenini kurdun. Her şeyin yerli yerinde. Rahatsın. Düzenini bozma.”
Zihni dinliyoruz, zira söylediği şey mantıklı.
Ama hala eksik.
Bir şey eksik.
Ve bu eksikliği görmezden gelmeye devam ettiğimiz sürece içeride bir sancı başlıyor.
“Ben ne yapıyorum?”
“Ne uğruna yapıyorum?”
“Yaptıklarımı istiyor muyum?”
İşte bu nokta, kalbinizin ve ruhunuzun sizi farkındalığa davet ettiği noktadır dostlar.
Konfor alanınız, yani rahat rahat, sorgulamadan, otomatik pilotta yaşadığınız alan, baskın olarak zihninizin güdümünde yaşadığınız alan. Konforlu olduğunuz için uykuya daldığınız alan burası. Sıcacık, konforlu bir yatakta uyurcasına. Ancak sancılı bir uyku bu. Zira gözlerinizi kalbinize ve ruhunuza kapattığınız alandır burası. Sadece zihninizle yaşadığınız, otomatik pilottaki alan.
Uyku haliniz devam ettikçe iç güveysinden hallice bir yaşam sürüyorsunuz. Her şeyinizin olduğu ama bunların hiç birinin size ait olmadığı hissiyatı hakim hale geliyor. Zihniniz besleniyor ancak kalbiniz ve ruhunuz ihmal edilmişliğin sancısıyla kıvranıyor. İşte eksik olan tam da bu.
Tüm bunlardan yola çıkarak farkındalığın ilk koşulunu tahmin edebildiğinizi sanıyorum.
Uyanmak ve konfor alanından dışarı adım atmak.
Uyanmak için tek ihtiyacınız olan, gözlerinizin sadece zihninizin sizin için uygun bulduğu mizansene değil, kalbinizin ve ruhunuzun ihtiyacı olan mizansene de bakmasını sağlamak.
Ne zaman ki zihninizin sizi yatırdığı uykudan uyanıp kalbinizi ve ruhunuzu da yaşamınıza alırsınız, o zaman farkındalığın ilk adımını atmış olursunuz.
Nasıl?
Siz uyku durumunda ne aşamadasınız?
Uyandınız mı?
Uyanmak istiyor musunuz?
Hala uykuda mısınız?
“Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu uyanmaktır.” Emerson
Faydalanabileceğiniz kaynakçalar:
1. The Laws of Human Nature / Robert Greene
2. Truman Show / farkına varmadan yaşamanın ne anlama geldiğini en iyi anlatan filmlerden biri kanımca
Sevgiyle kalın,