Kamu Harcamalarında Yeni Dönem İhtiyacı
Türkiye ekonomisinin uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşabilmesi, yalnızca özel sektörün üretkenliğine değil, kamu maliyesinin disiplinine de bağlıdır. Özellikle son yıllarda küresel enflasyonist baskılar, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve deprem gibi beklenmedik harcama kalemleri, kamu bütçelerinde belirgin bir genişlemeye yol açtı. Bu durum, kamu borçlanmasının artmasına ve mali alanın daralmasına neden olurken, ekonomi yönetiminde “tasarruf politikalarının” yeniden öncelik haline gelmesine yol açtı.
Kamu tasarrufu, yalnızca devletin harcamalarını kısmak anlamına gelmez; aynı zamanda kaynakların daha etkin, verimli ve öncelikli alanlara yönlendirilmesi sürecidir. Dolayısıyla mesele, “kemer sıkma” değil, “akıllı mali yönetim” meselesidir. Bugün birçok ülke, büyümeden taviz vermeden kamu tasarruflarını artırmanın yollarını arıyor. Türkiye de bu dönüşümün bir parçası olmak zorunda.
Kamu Harcamalarında Verimlilik Eksikliği
Kamu harcamaları, ekonomik büyümenin motoru olabileceği gibi, kontrolsüz yönetildiğinde enflasyonun da kaynağı haline gelebilir. Türkiye’de son dönemde kamu harcamalarının kompozisyonu, büyük ölçüde cari transferler, personel giderleri ve faiz ödemeleri etrafında yoğunlaşmıştır. Bu yapı, yatırım harcamalarının görece sınırlı kalmasına neden olmaktadır.
Örneğin, bütçedeki yatırım harcamalarının toplam içindeki payı son yıllarda yüzde 10-12 bandına sıkışmış durumda. Buna karşılık cari transferlerin payı yüzde 40’ları aşmış, faiz ödemeleri ise yeniden çift haneli oranlara yaklaşmıştır. Bu tablo, kamu kaynaklarının uzun vadeli üretken yatırımlardan ziyade kısa vadeli harcamalara yöneldiğini gösteriyor.
Bu noktada, kamu tasarruflarının artırılması yalnızca bir “rakam hedefi” değil, bir “yapısal reform” hedefidir. Çünkü verimliliği düşük harcamaları kısmadan yapılan tasarruf girişimleri, kısa vadede sonuç verse de uzun vadede sürdürülebilir değildir.
Tasarruf Alanlarının Belirlenmesi: Nereden Başlamalı?
Kamu tasarrufu sağlanabilecek alanlar çok yönlüdür. İlk olarak, kamu personel sistemi yeniden gözden geçirilmelidir. Türkiye’de kamu istihdamı, hizmet kalitesinden ziyade istihdam yaratma aracı gibi görülmüştür. Bu yaklaşım, maaş yükünü büyütmüş; performans esaslı bir yapı kurulmasını engellemiştir. Personel rejiminin sadeleştirilmesi, dijitalleşme ile bürokratik tekrarların azaltılması ve hizmet içi verimliliğin artırılması bu alanda ciddi bir potansiyel sunar.
İkinci olarak, kamu yatırımlarında önceliklendirme şarttır. Tüm projelerin aynı anda finanse edilmeye çalışılması hem kaynak israfına hem de tamamlanmamış projelere yol açmaktadır. Artık “her yere bir proje” dönemi yerine, “etki analizine dayalı yatırım planlaması” dönemi başlamalıdır. Yatırımların getiri oranları, istihdama katkısı ve dışa bağımlılığı azaltma potansiyeli dikkate alınarak sıralama yapılmalıdır.
Üçüncü olarak, kamu alımlarında şeffaflık ve dijital ihale sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Elektronik ihale (e-ihale) sistemlerinin tam olarak uygulanması hem rekabeti artırır hem de maliyetleri düşürür. Avrupa Birliği ülkelerinde kamu ihalelerinde dijitalleşme sayesinde yüzde 10’a varan tasarruf oranları elde edilmiştir. Türkiye’nin bu potansiyeli henüz tam olarak kullanamadığı açıktır.
Son olarak, enerji verimliliği ve yeşil dönüşüm politikaları da kamu tasarrufunun önemli bir bileşenidir. Kamu binalarının enerji tüketimi, ulaşımda fosil yakıt kullanımı ve kamu hizmetlerinde kâğıt israfı gibi unsurların azaltılması hem bütçeye hem çevreye katkı sağlar. Örneğin, kamu kurumlarının dijital dönüşümle yalnızca evrak ve kırtasiye giderlerinde yılda milyarlarca liralık tasarruf potansiyeli bulunmaktadır.
Mali Disiplinin Güçlendirilmesi ve Kurumsal Sorumluluk
Tasarrufun kalıcı hale gelmesi için güçlü bir kurumsal denetim ve mali kural sistemi gerekir. Türkiye geçmişte mali kural uygulamasına geçmeyi tartışmış ancak hayata geçirememiştir. Oysa bütçe açığı, kamu borcu ve harcama artışı için belirli sınırların anayasal veya yasal çerçeveyle güvence altına alınması, mali istikrarın en güçlü sigortasıdır.
Bunun yanı sıra, Sayıştay ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu gibi kurumların denetim kapasitesi artırılmalı; kamu harcamalarında performans ölçümü standart hale getirilmelidir. Kamu harcaması yapan her kurum, “harcadığım her 1 lira karşılığında ne kadar toplumsal fayda yarattım?” sorusuna cevap verebilmelidir.
Ayrıca, yerel yönetimlerde mali disiplinin sağlanması da büyük önem taşır. Belediyelerin yatırım kararları çoğu zaman siyasi motivasyonla belirlenmekte, uzun vadeli finansal sürdürülebilirlik yeterince dikkate alınmamaktadır. Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında veri paylaşımını sağlayacak bir “kamu harcama bilgi platformu” oluşturulması, tasarruf politikalarının ülke genelinde eşgüdümlü yürütülmesini sağlayabilir.
Sonuç: Kamu Tasarrufu, Ekonomik Güvenin Teminatıdır
Kamu tasarruflarının artırılması, yalnızca bütçe açığını azaltan bir önlem değil, ekonomik güvenin yeniden tesis edilmesidir. Çünkü yatırımcılar, tüketiciler ve uluslararası piyasalar, mali disiplinini koruyan bir ülkeye daha fazla güven duyar. Bu güven hem kredi notuna hem de sermaye girişlerine doğrudan yansır.
Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu yüksek enflasyon, cari açık ve borçlanma maliyetleri, kamu maliyesinde yeniden denge arayışını zorunlu kılmaktadır. Ancak bu denge, toplumsal refahı zedelemeden kurulmalıdır. Tasarruf politikalarının sosyal adaletle uyumlu olması, düşük gelirli kesimleri koruyacak hedefli desteklerle dengelenmesi şarttır.
Özetle, kamu tasarrufu bir fedakârlık değil, geleceğe yatırım meselesidir. Etkin, verimli ve sürdürülebilir bir kamu maliyesi, Türkiye’nin ekonomik istikrarının en sağlam dayanağı olacaktır. Harcamayı değil, israfı kısmak; kısıtlamayı değil, akılcı planlamayı hedefleyen bir yaklaşım, ekonomiyi hem bugüne hem yarına taşıyacak en sağlam stratejidir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar