Değerli takipçilerim geçen hafta yazdığım Türklerin kaybettiği değerler hakkındaki mevzuyu devam ediyorum, zira buna çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Geçmişimize bakarak, toplum değerlerimizi, kültür ve mirasımızı baştan aşağı gözden geçirip sirkelenmemiz gerekiyor.

Geçmişine sahip çıkıp, geleceğini daha da ileri safhaya taşıyan bir millet mi yoksa geçmişine sahiplenmiş gibi gözüküp, nefsi hevasatı yolunda her türlü çöküntüye kendi emelleri doğrultusunda heyecanla giden bir nesil mi ayırt etmek lazım. Bugün tarihimizi kime sorsak mangalda kül bırakmadan takır takır anlatır. Fakat ne derece tarihimize, kültürel değerlerimize ve toplumsal  kurallara uyuyoruz sorgulamak lazım.
Eski Türkler için  misafirperverlik büyük bir kavramdı. Misafir gelmesinden hoşlanan, misafirine ikramlarda bulunan , onu en güzel şekilde ağırlayan, dahası misafiri girer girmez "hoşgeldiniz sefalar getirdiniz" takdiminden sonra kahveyle su getirir, misafir açsa suyu, toksa kahvesini alırdı. Bu derece ince bir davranış vardı.
Su an bunu tam olarak kaybetmedik fakat zamane insanın nefsinin esiri olmuş halleri, bahaneleri misafir kabul etmemek için yoğunluğunu söyleyip durması gibi başka şeylerin arkasına sığınması ne kadar komiktir. Oysa zamanı istediğimiz şeye nasılda harcıyoruz. Eskiden insanlar evlerinde mi oturuyordu?  Hayır dünyaya gelen her canlı doğdu, çocuk oldu, büyüdü, evlendi, sorumlulukları oldu, çalıştı. Bütün insanların  birbirinden ne farkı vardı ki ? Herkes ayni amaç için bu dünyaya gelmemiş miydi ? Hepimiz aynı amaca hizmet etmiyor muyuz ? Biz insanoğluna yirmi dört saat verilmedi mi? Tendeki can bile bize ait değilken tercih hakkı bize ait değil miydi ?

Bu unutulmaya yüz tutmuş kültürümüz sadece bir  bereket, huzur, gelenek ve kültür olarak değil, ibadetin ta kendisi olarak düşünüp ona göre davranmak icap eder. Allah cömerttir;  ve cömert, ali Cenap ruhlu insanları sever. Menfaati dokunan, yedirip içiren, misafirperver olan büyük makamlara ulaşır. Peygamber efendimiz sav hadisi seriflerinde:

"Mü'minlerin imanca en olgunu, ahlâkça yüksek olanıdır. Herkes bunun yanına rahatça gelebilir, geleni gideni çok olur, başkalarıyla ülfet eder, hem de kendisi ile ülfet edilir. Ülfet edemeyende (geçimsiz olanda) hayır yoktur." (Taberani)