Kibirlemeler,
Kendini büyük görmeler, çaktırmadan karşısındaki kişileri aşağılamalar.
Kısacası insanı insan yapmayan duygular…
Yarını belirsiz yaşarken, bugünkü hislerle insanlıktan çıkmalar kısacası.
**
Ve iktidarların Osmanlıcılık oyununda duymak istediği ses:
“Padişahım Çok Yaşa”
**
Osmanlı devlet geleneğinde hemen her padişaha uygulanan ve devlet törenlerinde dönemin padişahına dua niyetinde söylenen “Padişahım Çok Yaşa” sözü,
asli manası incelenmediğinden, belki de yeterince önemsenmediğinden dolayı,
genç nesillere yanlış aktarılmış, akıllara yanlış kazınmıştır.
Ne yazık ki bilenler de bilmeyenlere öğretmemiştir.
Zira işlerine böyle gelmiştir. “Padişahım çok yaşa”
**
Osmanlı devlet törenlerinde uygulanan ve teşrifat geleneklerinden biri sayılan padişah ve vezirler için söylenen söz ve “Padişahım Çok Yaşa” nidaları, şimdilerde ise yerini el çırpmaya yani alkışa bırakmıştır.
**
Uygulandığı dönemlerde ise hükümdara bir dalkavukluk, yalakalık değil halk tarafından sen yaşa, sen yaşa ki devlet yaşasın, ülke yaşasın, millet yaşasın anlamına gelmekteydi.
**
Devletin sağ olması milletin sağ olması, refah içinde yaşamak demekti.
Bu sebeple padişahın bizzat iştirak ettiği törenlerde hep bir ağızdan söylenir, dualar ile devletin, milletin sağ olması niyaz edilirdi.
Ama ne yazık ki günümüzde dualar Devletin değil, iktidarın çok yaşaması için yapılmakta.
Eller padişaha yalakalık için çırpılmakta.
**
Osmanlı Padişah bir merasim için tahtına oturduğunda veya atına bindiğinde yahut camiye gittiğinde ya da kutlamaları kabul ederken orada hazır bulunan alkış çavuşları, teşrifatçı başının işaretiyle: hep bir ağızdan;
-Padişahım çok yaşa!
-Ömr-ü devletinle bin yaşa!
-Aleyke avnullah! (Allah’ın yardımı seninle olsun)
-Devletinle bin yaşa!
-Mâşallah! derler ve tam bu nidalar sona erdiği andan bir nidacı Padişahı uyarma mahiyetinde olan -Mağrur olma padişahım senden büyük ALLAH var! Diye bağırırdı.
**
Son olarak Alkışçıbaşının,
“Hareket-i hümâyun padişahım, devletinle bin yaşa!”
diye bağırmasının ardından padişah ayağa kalkar; yüksek rütbeli devlet büyüklerinin (sadrazam ve paşaların) ve kadının tebriklerini ayakta kabul eder akabinde Alkışçıbaşının tekrar
“İstirâhât-ı hümâyun padişahım, devletinle bin yaşa!” diye bağırması ile oturur ve diğer küçük rütbeli devlet çalışanlarının tebriklerini kabul ederdi.
**
Alkış, padişaha yapılan bir dua olduğu kadar aynı zamanda bir uyarı unsuru da taşımaktaydı:
”Mağrur Olma Padişahım Senden büyük Allah var!” diyerek ince bir tehdit ve sende bizler gibi Allah’ın kulusun yarın ölecek ve bizler gibi ilahi adalette hesap vereceksin. Bunu unutma ve tahtta otururken sakın ola gururlanma” demekti.
**
Daha “alkışçıbaşılığın” ne olduğunu bile tam anlamıyla öğrenemeyen jölelinin olur olmaz yerde, “babamsın” “çok yaşa” deyip milleti çoşturma çalışmaları boşuna gitmektedir.
Lakin kafamıza takılan; daha yağcıbaşalığı bile tam öğrenemeyip sadece yalamaktan ibaret olduğunu sanan bu şeylere padişahın hiç ikaz etmemesi.
Neyse; çok fazla kurcalamayalım, yalayan memnun, yalatan memnun. Ara karıştırmayalım…