Denizli’de doktora saldıran zanlı, adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı…
İstanbul’da hamile hemşireye saldıran ve acımasızca darp eden dört saldırganı önce serbest bırakıp, tepkilerin ardından “İyi madem, ikisini tutuklayalım” dediler…
Didim’de doktora kafa atan saldırgan serbest bırakıldı. Bakan Koca’nın yorumu, “Failin serbest bırakılması hepimizi yaraladı” oldu.
Direksiyon sınavından kalınca, öğretmeni döven baba oğul da ifadelerinin ardından serbest bırakıldılar.
Geçtiğimiz günlerde İETT şoförünün burnunu kıran saldırganlar da şu anda aramızda…
Bunlar son dönemde yaşanan şiddet olaylarından birkaçı…
**
Her saldırı sonrası siyasetçilerden aynı demeçleri dinlemekten bıktık; “Saldırıyı kınıyoruz. Bunun son olmasını diliyoruz”
Nasıl sonlanacak?
Kim sonlandıracak?
2021 Kasım ayındaki sağlıktaki şiddet rakamları, durumu ortaya koyuyor;
17 ayrı saldırı olayı yaşanmış ve sadece iki tutuklama gerçekleşmiş…
**
Eğitim şart.
Ama şiddeti önleyecek yaptırımlar da gerekmiyor mu?
Siyasetçilerden, kınama dışında icraatlar bekliyoruz toplum olarak…
Kamuda görev yapan bir çalışana “Senin maaşın benim vergilerimle ödeniyor” anlayışı ile saldıran tipler, biliyorlar ki ciddi bir sosyal medya baskısı olmazsa serbest kalacaklar.
Darp ettikleri kişi, sağlık raporu, şahit ifadeleri ile şikayetçi olmaya uğraşırken, ondan daha önce karakoldan çıkacaklar.
**
Trafikte otobüsü durdurup, şoförün burnunu kıranlar, o kadar rahatlar ki başlarına bir şey gelmeyeceğinden.
Alkollü sürücünün başkalarının canına, malına zarar verebileceği düşüncesi ile ehliyetine 6 ay el konuluyor da,
Trafikte bir fiil başkasının canına kasteden, burnunu kıran zanlı, 1 gün bile trafikten men edilemiyor.
Öfke kontrolü olmayan, trafikte tartıştığı kişinin arabasının üzerinde tepinenin, aracına zarar verenin daha ciddi bir yaptırımla karşılaşması gerekmez mi mantık olarak?
Saldırgan bir sürücü daha az mı tehlikelidir, alkollü bir sürücüden?
Aracın muayenesine bakar da devlet, sürücünün muayenesini es geçer.
Mesela geçen günlerde keyif için bir köpeği ezen sürücü, hala aramızda araç kullanmakta mıdır?
Para cezası yeterli midir, keyif için kıyılan canın bedeli olarak?
Neden böyle bir kafanın trafiğe çıkmasını, engellemez yasalarımız?
**
Sağlıkçılar, öğretmenler, kamu çalışanları, olaysız geçen gün için şükrederken, bir başka kamu görevlisi Cumhurbaşkanına, hakaret iddiasıyla bir kadın gazeteci gece yarısı gözaltına alınıp tutuklandı, geçen gün.
İktidar mensubu siyasetçiler ayakta, sözlü saldırıya aynı sertlikle cevap yarışındalar…
Kınamak kesmiyor… Daha fazlasını istediklerini haykırıyorlar paylaşımlarında. Ve tutuklama gerçekleşiyor.
Burun kıranlar serbest, hakaret ettiği iddia edilen, parmaklıklar ardında…
**
Sayın Cumhurbaşkanı, bu devletin işleyişindeki en tepedeki isimdir. Ama devlet, kamu görevinde şoför, sağlıkçı, memur, Bakan ayrımı yapabilir mi?
Ya da bir İETT şoförüne saldırı, bir Bakana saldırıya göre daha normal karşılanabilir mi?
Peki neden şoföre, doktora pervasızca saldıran zihniyet, bir Bakan’a saldırıyı aklından geçirmeye bile cesaret edemez?
Halbuki onun zihniyetinde Bakan’ın maaşı da onun vergileriyle ödenmektedir…
Ama bilir bir Bakana, iktidar mensubuna saldırmanın bedelini.
Yemez…
**
Şiddeti önlemenin yolları araştırılıyor, raporlar hazırlanıyor, çalıştaylar düzenleniyor.
Şiddetin, bana, ona, karşımdakine olması arasında bir fark olmadığını kabul etmeden başlayamaz çözüm arayışı.
Bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olanlar, kanun yapanlar, bu ülkenin herhangi bir vatandaşına yapılan saldırıyı, kendilerine, yakınlarına yapılmış gibi kabul edip, aynı tepkiyi verdiği gün, şiddetin önüne geçmek için ilk adım atılmış olacak aslında…
Peki en tepedekiler, aynı görüşte olmadıklarına karşı şiddet dilini kullanmaktan çekinmiyor, hatta hedef göstermekte sakınca görmüyorsa?
İşte bunu yorumlamak, gerçekten çok güç…
Yasa yapıcılar, en azından bu konuda siyaset yapmayı bırakmadıkları sürece, çözüm zor görünüyor.