Sevgili Dostlar,
Bir önceki yazımda kazanan takım olmanın ve hedeflerine ulaşmanın hatta aşmanın metodolojisini anlatan Patrick Lencioni isimli Amerikalı yazarın modelini detaylıca anlatmıştım. Bu modeli ülkemize uyarlamış ve Türkiye’nin neden sürekli karmaşa içinde iki adım ileri bir adım geri gittiğini örneklerle anlatmıştım.
Model, herhangi bir insan topluluğunun (bu insan topluluğu ülke, aile, firma, dernek, vs olabilir) hedeflerine ulaşıp başarılı olabilmesi için öncelikle birbirlerine kayıtsız şartsız güven duymaları gerektiğini söylüyor. Güven ortamının oluşabilmesi içinse öncelikle şeffaflığı şart koşuyor.
Bugünkü yazımda güven eksikliğinin ekonomimiz üzerindeki olumsuz etkisini ele almak istiyorum.
Basit bir örnekten gidelim. Elinizde 1 milyon TL para olduğunu düşünün. Ve bu parayla yatırım yapıp paranızı değerlendirmek istiyorsunuz. Parayı bir yatırım aracında değerlendirmek zorundasınız, zira enflasyonist ortamda paranızı yatırımda değerlendirmediğiniz her gün bu paranın alım gücü enflasyon karşısında eriyip gidiyor.
Nereye yatırım yapabilirsiniz, bakalım:
1. Bankada vadeli hesap
2. Döviz (malesef TL; dolar, avro gibi para birimlerine karşı değersiz olduğu için yabancı para ülkemizde halen cazip bir yatırım aracı. Hele de Ağustos 2018’de yaşadığımız kur şokundan sonra ...)
3. Borsa (riskli ancak doğru şirkete yatırım yapılırsa uzun vadede iyi getirisi var)
4. Gayrimenkul
5. Altın
6. Çeşitli kağıtlar (bono, tahvil)
7. Bankaların sunduğu çeşitli fonlar
8. BES gibi uzun vadeli yatırımlar
Listeyi uzatmak mümkün. Ancak günümüzde, rahmetli Güngör Uras’ın Ayşe Teyzesi dahil hepimizin alışkın olduğu genel kabul görmüş yatırım araçları bunlar.
Bu araçların size istediğiniz getiriyi getirebilmesi için ekonomimizin belli bir dengede, istikrar içinde olması lazım. Bu denge;
1. Enflasyon
2. Faiz, ve
3. TL’nin değeri
üçlüsünün etrafında dönüyor.
Ülkemizde enflasyon, TL’nin değerinden son derece etkileniyor. Zira ülkemizde üretilen mallar ve hizmetler büyük ölçüde ithal girdiyle üretildiği için döviz TL karşısında değer kazandıkça döviz kaynaklı maliyet artışları bir yılı bile bulmadan üretici ve tüketici fiyatlarımıza yansıyor. TL’nin değer kaybetmesinin teknik birçok analizi yapılıyor. Ancak temel sebep yatırımcının Türk ekonomisine ve Türk Lirası’na olan güven eksikliği. Güven eksikliği, öncelikle Türkiye’deki hane halkından başlıyor. Ocak 2019’dan bugüne kadar Türkiye’de hane halkının döviz alımında ciddi oranda artış oldu. Yani hane halkı, ellerindeki Türk Liralarını verip karşılığında yabancı para alıp bir kenara atıyorlar. Zira Türk Lirası’na güvenleri kalmadı. Bankalar dövize sıfıra yakın faiz vermelerine rağmen insanlar artan bir hızla döviz almaya devam ediyorlar. Ağustos 2018’de yaşanan kur şokunun tekrarlanmayacağının garantisini kimse veremiyor.
Faiz, bu üçlünün önemli bir sac ayağı. Bankaların temel varlık amacı, ekonomik sistemdeki parayı belli bir faiz karşılığında sahiplerinden toplamak. Bu parayı yatırım yapmak isteyen kişi ve kurumlara yine belli bir faiz karşılığında satmak. Ve mevduat faizi ve kredi faizi arasındaki fark ile kar elde ederek ekonominin çarkını döndürmek. Faiz, Merkez Bankası’nın enflasyonun fazlaca artmasını engellemek için kullandığı bir araç. TL değer kaybedip enflasyon riski oluşturduğunda Merkez Bankası faizi arttırarak insanları paralarını mevduatta değerlendirip tasarruf yapmaları için yönlendiriyor. Ancak faizlerdeki bu artış, kredi çekip yatırım yapmak isteyen yatırımcıyı vuruyor ve yatırımların yavaşlaması ekonominin büyümesini yavaşlatıyor.
Bermuda şeytan üçgeni gibi, değil mi? Üçgenin içine sıkışan çıkamıyor. Akıllı, şeffaf ve sağduyulu ekonomik politikalar lazım.
Bu, Türkiye’de yaşayan bizlerin içine sıkışmış olduğu durum. Parasını yukarıda saydığım yatırım araçlarında değerlendirmek isteyen biri şu anda hangi yöne gideceğine karar veremiyor. Çünkü ekonomide büyük bir belirsizlik ve güvensizlik hakim. Mevduat faizleri yüksek ve burası güvenli liman, tamam. Ancak ya döviz değer kazanırsa? Borsa sofistike, riskli ve uzun vadeli bir yatırım aracı ancak şu anda Türkiye’de 1 ay sonrası için kimse ekonominin ne yöne gideceği konusunda tahmin yürütemiyor. Gayrimenkul piyasası inşaat firmalarının içine düştüğü finansal darboğaz ile mücadele ediyor. Kredi faizleri yüksek olduğu için yatırımcı kredi çekip ev almaktan imtina ediyor. Altın güvenli liman. Ancak değeri dolara endeksli, dolayısıyla ne olacağı bilinmez. Bonolar, tahviller şu anda piyasada yok. BES’iniz varsa devlet yüzde 25 katkıda bulunuyor. Ancak enflasyon zaten yüzde 20’sini alıp götürüyor. Ayrıca BES’in anapara garantisi yok. Dolayısıyla BES yatırımında fon seçimine dikkat etmek lazım.
Bir de Türkiye’ye yatırıma yurtdışındaki yatırımcıların penceresinden bakalım. Globalleşmiş dünyada para oradan oraya hareket halinde. Global sermaye, iyi bir yatırım fırsatı bulduğu anda sınır tanımaksızın herhangi bir ülkede yatırım yapıyor, risk alıyor. Ancak global sermayenin risk alırkenki en önemli kriteri, yatırım yaptığı ülkedeki hukuk sisteminin adil işleyip işlemediği ve hükümetin yatırımı destekleyen ve koruyan politikalarının olup olmadığı. Zira yatırımı bir gece ansızın gümbürtüye gitsin istemiyor. Bugünkü durumumuzda global sermaye Türkiye yatırımlarını askıya almış durumda. TL’nin değer kaybetmesiyle Türk varlıkları ciddi oranda ucuzlamış olmasına rağmen Türkiye’deki hükümet politikalarına ve hukuk sistemine güvenemedikleri için yatırımlarını başka ülkelere kaydırmış durumdalar. Gördünüz mü güven eksikliği bize nelere mal oluyor?
Çözüm yolu nedir? Sanırım bir noktada ekonomide sil baştan yapmamız gerekecek. Para bulup akıllı yatırımlar yapıp bu paranın nasıl harcandığını şeffaf şekilde sonuna kadar takip etmek ve halka bunun açıklıkla hesabını vermek lazım. Ancak sağlam ve sürdürülebilir bir ekonomik düzene geçmenin ilk koşulu güven, güven, güven. Öncelikle vatandaşın ve Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen herkesin Türk Lirası’na, ekonomik politikalara ve hukuk sistemine güvenini yeniden tesis etmemiz lazım. Benim bu konuda takip ettiğim çok değerli ekonomistler, yazarlar ve radyolar var. Bunlardan biri Mahfi Eğilmez. “Kendime Yazdıklarım” adlı bloğunda yazılarını bulabilirsiniz. Bir de her sabah olmazsa olmazım Bloomberg HT ekonomi radyo kanalı. Cüneyt Başaran liderliğinde harika bir ekip, ekonomiyi her gün detaylıca ve tarafsız şekilde değerlendiriyorlar. Son derece faydalı.
Herkese şimdiden güven ve esenlik dolu bir haftasonu diliyorum.
“Bir öleni geri getiremezsin. Bir de kaybolan güveni.” Anonim
NOT: Köşemde ekonomi ile ilgili yazmama şaşırmayın lütfen. Bu köşenin belli bir konusu yok. Nil’in gözünden dünyayı anlatıyor. Nil’in dünyasında insana dokunan herşey mevcut :)
Sağlıcakla,