Hepimiz biliriz Nasrettin Hocamızın bu hikâyesini.
Hocamız komşusunun verdiği bir davete icabet eder. Malum hocamız gittiği yerde itibar görmeye, iltifata alışık.
Hocamız her ne hikmetse o gün bu ziyafete normal günlük kıyafetiyle gider.
Odaya giren hoca efendi, odanın bayağı kalabalık olduğunu ve herkesin yemek sofrasında olduğunu görür. Bir süre ayakta sağa sola şöyle bir bakınır, kendine kimsenin aldırdığı yok. Kapı ağzında bir yere oturur. Birilerinin, hele hele ev sahibinin “hocam oraya neden oturdunuz şöyle buyurun” diye başköşeye buyur etmesini bekler. Yine aldıran yok. Hocamız sofradan kalkar koşa koşa evine gider, “Bayramlıklarını giyer ve yeniden davetli olduğu eve gelir. Bu defa odaya girdiğinde herkes ayağa kalkarak kendini en başköşedeki yere buyur ederler.
Ve hocamız en başköşedeki buyur edildiği yere oturarak: sırtındaki bayramlık kaftanının ucunu önündeki yemeğe uzatarak “ye kürküm ye” der.
***
Dün televizyon kanallarından birisinde Fransa da yaşanan mı desem, hazırlanan bir oyun mu desem bilemiyorum ibretlik bir olay izledim.
Üstü başı perme perişan; üstündekiler yırtık, toz toprak içinde genç bir insan medeniyetin beşiklerinden sayılan Fransa’nın büyük kentlerinden birinin en işlek caddelerinden birinde hem de kalabalık bir saatinde kaldırımın tam ortasında yere yığılıp kalıyor.
Adam orada yığılıp kaldığıyla kalıyor. Bir Allahın kulu kafasını çevirip bakmıyor, ilgilenmiyor. Merak eden bile olmuyor. Durup dururken yürüdüğü yerde yığılıp kalan bu insan öldümü kaldı mı, neden böyle birden bire yığılıp kalakaldı diyen yok.
Bir gün sonra yer ve zaman aynı. Yine bir gün önceki genç insan, bu defa Grand tuvalet; pırıl pırıl. Ayakkabısından saçının her teline kadar bakımlı… Aynı saatte ve aynı yerde herkesin gözü önünde yürürken yığılıp kalıyor.
Ve…
Yığılıp kalan genç insanın etrafı, 15 saniye içinde yoldan geçenler tarafından çevriliyor. Kimi nabzına bakıyor, kimileri başını okşuyor.
***
İnsanlar neden bu kadar maddiyatçı ve gösterişe düşkün oldular?
Bir gün önce fakir genç ölüme terk edilirken ya da ölürse ölsün denilirken…
Bir gün sonra aynı genç e neden yardım yağıyor, yardımcı olabilmek için insanlar neden bir birleriyle yarışıyor?
***
Nasrettin Hocamız asırlar önce “YE KÜRKÜM YE” derken, bu günleri mi görmüştü acaba?
***
Ve aynı olay ülkemizde de bir başka versiyon halinde aynı televizyon kanalında seyircilerinin gözleri önün serildi.
Genç bir kadın. Üstü başı perme perişan, dileniyor. Kimsenin yüz verdiği yok. Aldırdığı yok. Bir ara dilenen genç kadının yanına yardımcı olmak ayaklarıyla bir soytarı yaklaşıyor. Dilenen genç kadının tepkilerinden olacak, aradığı kimse olmadığını anlıyor ve kadının yanından uzaklaşıyor.
Ve…
Dilenen kadın kaldırımın ortasında birden bire olduğu yere yığılıp kalıyor… Kalmasıyla da başına bir anda yarım etmek için insanlar toplanıyor. Kimisi su vermeye çalışıyor, kimisi nabzına bakıyor, ambulans çağırın diyor…
***
Bu iki olay arasında pek bir benzerlik yok gibi gözükse de bana göre bire bir örtüşüyor.
Ama…
Bu olay da; ülkemizin, milletimizin her ne olursa olsun bazı hasletlerini halen yitirmediğinin, yitirmeyeceğinin kanıtı olmuyor mu?
***
Ne mutlu TÜRKÜM diyene…