Günümüz ekonomisi artık yalnızca üretim, tüketim ve yatırım döngüleriyle tanımlanmıyor. Dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ekonomi, insan zihninin en sınırlı kaynağı olan dikkat üzerinden yeniden şekilleniyor. Bu yeni düzen, giderek daha fazla “aşırı uyaran ekonomisi” olarak adlandırılıyor. Ekranlardan taşan bildirimler, sosyal medya akışları, kişiselleştirilmiş reklamlar ve sürekli güncellenen içerikler, bireyin algı kapasitesini zorlayan bir ekonomik ortam yaratıyor. Bu ortamda değer üreten şey artık yalnızca mal ya da hizmet değil; insanın dikkatini ne kadar süreyle ve ne kadar yoğunlukla yakalayabildiğiniz.

Aşırı uyaran ekonomisi, temelde arz fazlası bir bilgi ve içerik dünyasında işliyor. Haber, video, mesaj, reklam ve görsel içeriklerin miktarı geometrik olarak artarken, insan beyninin bunları işleme kapasitesi aynı hızda büyümüyor. Sonuçta rekabet, daha iyi içerik üretmekten çok daha fazla uyaran sunmaya doğru evriliyor. Daha parlak başlıklar, daha çarpıcı görseller, daha kısa ama daha yoğun mesajlar bu ekonominin temel araçları haline geliyor. Ekonomik değer, sadelikten değil, çoğu zaman karmaşıklıktan ve hızdan besleniyor.

Bu yapının merkezinde platform ekonomisi bulunuyor. Sosyal medya şirketleri, dijital pazaryerleri ve içerik sağlayıcıları için temel hedef, kullanıcıyı mümkün olduğunca uzun süre sistem içinde tutmak. Çünkü geçirilen her saniye, ölçülebilir veri, hedeflenebilir reklam ve dolayısıyla gelir anlamına geliyor. Bu nedenle algoritmalar, kullanıcıyı en çok uyaran, en çok tetikleyen ve en fazla etkileşim yaratan içerikleri öne çıkarıyor. Böylece ekonomi, rasyonel tercihlerden çok duygusal tepkiler üzerinden çalışmaya başlıyor.

Aşırı uyaran ekonomisinin birey üzerindeki etkileri yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar da doğuruyor. Sürekli uyarana maruz kalan birey, karar verme süreçlerinde daha sabırsız ve daha yüzeysel hale geliyor. Uzun vadeli fayda yerine anlık tatmin öne çıkıyor. Bu durum tüketim alışkanlıklarını da dönüştürüyor. Planlı harcamalar yerini impulsif satın almalara bırakırken, tasarruf kültürü zayıflıyor. Ekonomi, bireyin zayıflıklarını daha iyi tanıdıkça, bu zayıflıklar üzerinden daha hızlı satış yapabilen bir yapıya bürünüyor.

Çalışma hayatı da aşırı uyaran ekonomisinden payını alıyor. E-postalar, anlık mesajlaşma uygulamaları, çevrim içi toplantılar ve bildirimler, iş gününü kesintisiz bir dikkat bölünmesi haline getiriyor. Verimlilik artışı vaadiyle sunulan dijital araçlar, paradoksal biçimde derin odaklanmayı zorlaştırıyor. Çalışanlar daha uzun saatler çevrim içi kalıyor, ancak ortaya çıkan katma değer aynı oranda artmıyor. Bu durum, modern ekonomide sıkça tartışılan “meşguliyet illüzyonu” nu besliyor: Çok meşgul olmak, her zaman üretken olmak anlamına gelmiyor.

Toplumsal düzeyde bakıldığında, aşırı uyaran ekonomisi kamusal tartışma kültürünü de dönüştürüyor. Karmaşık ekonomik ve siyasi meseleler, basit sloganlara ve çarpıcı başlıklara indirgeniyor. Derinlik kaybolurken, hız ve görünürlük ön plana çıkıyor. Bu da ekonomik kararların ve kamu politikalarının daha kısa vadeli baskılar altında şekillenmesine yol açıyor. Uzun soluklu yapısal reformlar yerine, anlık tepkiyi yatıştıran çözümler tercih ediliyor.

Bu ekonomi modelinin en dikkat çekici yönlerinden biri, eşitsizlikleri görünmez biçimde derinleştirmesi. Dikkatini yönetebilen, bilgi kirliliği içinde seçici davranabilen bireyler ve kurumlar, daha sağlıklı kararlar alabiliyor. Buna karşılık, sürekli uyaran bombardımanına maruz kalan kesimler hem ekonomik hem de zihinsel olarak daha kırılgan hale geliyor. Böylece dikkat, tıpkı gelir ve sermaye gibi, yeni bir eşitsizlik alanı olarak ortaya çıkıyor.

Aşırı uyaran ekonomisinden çıkış, uyaranları tamamen ortadan kaldırmakla değil, onları yönetebilmekle mümkün. Birey düzeyinde dijital farkındalık, odaklanma becerileri ve bilinçli tüketim alışkanlıkları önem kazanıyor. Kurumsal düzeyde ise verimliliği yalnızca hız ve erişimle ölçmeyen, derinlik ve kaliteyi de hesaba katan yaklaşımlara ihtiyaç var. Aksi halde ekonomi, insanın dikkatini tüketerek büyüyen, ancak uzun vadede zihinsel ve toplumsal maliyetleri ağır olan bir yapıya dönüşebilir.

Sonuç olarak aşırı uyaran ekonomisi, çağımızın görünmez ama en etkili ekonomik düzeneklerinden biri. Bu düzenek, bize sürekli daha fazlasını sunarken, aynı anda daha az düşünmemize, daha hızlı tüketmemize ve daha çabuk vazgeçmemize neden oluyor. Asıl soru artık şudur: Ekonomi dikkatimizi mi yönetiyor, yoksa biz dikkatimizi yöneterek ekonomiyi mi şekillendireceğiz? Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca bireysel refahı değil, geleceğin ekonomik ve toplumsal yapısını da belirleyecek.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar