Bazı insanlar hayatı bir kıyas listesi sanıyor.
Onun evi daha büyük mü?
Arabasını değiştirmiş, demek yükseliyor?
Terfi aldı, ben geride kaldım mı?
Bütün ömürlerini başkalarının koşuşunu seyrederek, kendi yolunun taşlarını görmeden tüketiyorlar. Oysa herkesin unuttuğu çok basit bir gerçek var: Kimse kimsenin yarışı değil.
Benim derdim daha iyi görünmek, daha iyi yaşamak, daha iyiye sahip olmak değil. Başkasının üstüne basarak yükselme telaşım, kimseyi geçme çabam yok. Ben kimseyle yarışmıyorum. Hayatım, başkalarının çizdiği parkurda koştuğum bir maraton değil.
Benim yarışım, kendi iç sesimle.
Benim hedefim, kendi ideallerimle.
Huzuru başkalarının gözüne sokarak değil, kendi kalbime sorarak tanımlamayı seçtim. Huzur benim için bir evin metrekaresi değil; eve girdiğimde içimdeki sessizliğin genişlemesi. Bir arabanın modeli değil; yol boyunca içimin daralmaması. Bir başarı etiketinin parlaklığı değil; o etiketi takmam gerekmeyişinin verdiği özgürlük.
Ben başkaları için yaşamıyorum.
Onların beklentilerini taşımıyor, onların onayından süzülerek kendimi anlamlandırmıyorum.
Bu yüzden mutluyum.
Çünkü yaşamı kendime ait kıldığım anda, dış seslerin hükmü bitti.
Mutluluk başkalarının gözünde büyüdüğünde değil, kendi içinde sadeleştiğinde çoğalıyor.
Ben kimseyle yarışmıyorum. Çünkü kazanmam gereken tek şey, kendimden daha iyi bir ben.