-         Vallahi Ertuğrul hepimiz darmadağınık olduk. Kimileri okudu adam oldu. İstisnalar dışında okumayanları tanımaz oldular. Kimileri iyi kötü bir mesleğin kulpundan yakaladı. Anlayacağın herkeste bir yaşam kavgası.

-         Ben seni şimdi buradan bir bölüğe göndereceğim. Orada hemşerimiz bir çavuş var. Kıdemli hem de diğer çavuşların üstünde. Benim gönderdiğimi söylersen ki, söylemesen de olur, çünkü kendisi çok hemşeri canlısı, seni rahat ettirir. Birazdan bizim yüzbaşı gelir, o gelmeden sen git daha sonra ben sana gelirim.

Diyerek aceleyle Alican’ın evraklarını tamamlayan Ertuğrul onu yolcu etti. Masasına yeniden oturdu. Ertuğrul bir anda dalıp gitmiş memleketini, oradaki yaşantısını Alican ile olan lise arkadaşlığını yeniden yaşamaya başlamıştı.

Bu arada yüzbaşısı da gelmişti. Ertuğrul bunu farkına varmamıştı bile. Bir süre Ertuğrul u sessiz seyreden yüzbaşı “buna ne oldu, böyle?” diye diğer asker sorduğunda, asker: “Bilmiyorum komutanım, az önce bir hemşerisi geldi, galiba arkadaşıymış, onun etkisinde kaldı herhalde.” Yüzbaşı babacan bir tavırla gülümseyerek Ertuğrul un omzuna şöyle bir dokundu. Ertuğrul karşısında yüzbaşısını görünce elektrik akımına tutulmuş gibi ayağa kalkarak esas duruşa geçti.

Yüzbaşı “rahat” diyerek yerine oturmasını işaret etti.

-         Hayır mı be evlat. Dalıp gitmişsin, önemli bir şey yok ya?

-         Yok komutanım. Memleketten tanıdık bir arkadaşım geldi de, onu düşünüyordum.

-         Tanıdık derken?

-         Lisede beraberdik, komutanım.

-         İyi bir yere gönderseydin, bari.

-          2 Tabur, 4üncü bölüğe, komutanım. Sizde tanıyorsunuz Bayram Çavuşu, onun yanına gönderdi.

-         İyi. Sizde işlerinizi ayarlayın, çıkın.

-         Emredersin komutanım.

-         Haydi, kolay gelsin.

-         Sağ ol.

 

***

 

Alican kendine tarif edilen yoldan Ertuğrul un söylediği yere, yani ne olduğunu anlamadığı 2Tb. 4Bl. gitmeye çalışıyordu.

 Ama Alican tuhaf bir korkuya kapılmıştı. Gözünün gördüğü her kişi her taraf yemyeşildi. “Bende bir saat sonra böyle mi olacağım” diyordu, kendi kendine.

Elindeki küçük çantanın içinde Ertuğrul un kendine “bu sana uyar” diye verdiği asker elbisesi vardı. Diğer elinde de bağcıklarından bir birine bağlanmış postalları.

Yolun sonunda kalabalık bir yere geldiğini fark etti. İlk karşılaştığı askere:

-         Hemşerim ben 2Tb. 4ü arıyordum.

-         Burası. Hoş geldin hemşerim. Nerelisin?

-         Burada Bayram Çavuş diye biri varmış.

-         Bayram Çavuşun hemşerisisin öyleyse. Bak ilerde voleybol oynuyorlar ya, orda maç seyrediyor. Gel ben seni götüreyim.

-         İyi olur hemşerim sağ ol.

-         Çavuşum arkadaş hemşerinizmiş, sizi soruyor.

-         Gel bakalım hemşerim, hoş geldin. İçinden misin?

-         Evet, içindenim beni buraya tugay yazıcısı Ertuğrul gönderdi. 

-         Öyle mi? Hayrettin, hemşerimi benim yatağımın dört yatak ilerisine eşyalarını yerleştirsin, geri gelin.

-         Baş üstüne çavuşum. Hemşerim gel. Adın ne?

-         Adım Alican.

-         Alican kardeş Bayram Çavuş iyi bir insan. Hemşerilerini de tutar, ezdirmez. Bak senin eşyalarını koyduğumuz yatak var ya, orası usta askerlere ait. Göreceksin Bayram Çavuş burada seni rahat ettirir.

-         Bakalım.  

-         Çavuşum dediğin gibi arkadaşın eşyalarını dediğin yatağa yerleştirdik.

-         Hemşerim akşam olmadan gel seni tam asker yapalım. Önce berbere gidip şu saçı, sakalı, bıyığı bir hallettirelim. Sonrada seni şu sivillerden kurtaralım da asker olduğunu anla.

Alican Bayram Çavuşun peşinden önce berbere, daha sonra koğuşa gittiler. Burada sivil elbiselerini çıkartarak baktıkça başının döndüğü yeşil elbiseyi giydi. Şimdi tam asker olmuştu. Başıkabak, bıyıksız, sakalsız kendini çıplak sandı bir an Alican.

Bayram Çavuş ara sıra şöyle uzaklaşarak Alican’a bakıyor. Eseriyle iftihar eden bir sanatçı gibi “şimdi iyi oldu” diyordu. Yalnız yemekten sonra terziye gider şu üstündekileri sana göre biraz daha ayarlatırız.

Ve dört aylık temel eğitim döneminde acemilik günleri de dâhil bir gün dahi nöbet tutmadı. Bir haftalıkken Bayram Çavuşun sayesinde bölük yazıcı olarak yazıhaneye geçti.

Gerçekten rahattı Alican. Birde şu memleket; ana, baba, bacı kardeş özlemi olmasa.

 

(DEVAMI YARIN)