Bazı ilişkiler vardır… İnsan seni öldürmez ama içindeki en güzel yerleri katleder. Sen hala ‘’biz’’ diyebilmek için çabalarken, o senin sesini kısmakla, nefesini daraltmakla meşguldür.
Kimse cinayetin sadece bedensel olmayanını bilmez. Oysa en büyük ölüm, insanın kendi içinde başlar. Sabır öldürülür, güven öldürülür, heves öldürülür.
Ve bir gün aynaya bakarsın: ’’Ben böyle biri değildim.’’
Bazı ilişkiler insanı katil ettirir derken; kimse gidip bir başkasına zarar vermesinden bahsetmiyorum. Kurban edilen, insanın kendi ışığıdır.
Kendi kalbi, kendi iyiliği, kendi temizliği…
Sevdiğin için susarsın, katil sensin.
Fedakârlık yaptığın için göz yumarsın, celladın sensindir.
Her ‘’belki düzelir’’ deyişinde diri diri gömdüğün aslında kendindir.
İnsanı katil ettiren ilişki; iki kişi arasında değil, insanın kendisiyle olan savaşında başlar.
Çünkü biri seni değersiz hissettirdikçe, sen de kendi değerini öldürmeye başlarsın.
Biri seni ortak bir yuva hayalinden uzaklaştırdıkça, sen de kendi içindeki güven evini yıkarsın.
Biri seni seviyorum deyip davranışlarıyla tersini gösterdikçe, sen de kendi kalbine ihanet edersin.
Ve sonunda fark edersin ki: O ilişki seni öldürmedi; sen kendini kurtarmak için, kendinin katili oldun.
Ama güzel haber şu:
Her ölümün bir doğumu vardır.
Bazı ilişkiler seni öldürmeden önce uyandırır.
Bazı veda anları, toprağı çatlatıp ışığa çıkmak gibidir.
Ve bazı insanlar, seni karanlığa sürüklediği için değil…
O karanlıktan çıktığında ne kadar güçlü durduğunu gördüğün için unutulmaz.
Çünkü bazı ilişkiler insanı katil ettirir; ama bazıları da insanı yeniden diriltir.